Örümcek Burgacı, bildiğin polisiye falan değil; Alper Canıgüz burada sistemi alıp güzelce ti’ye almış. Alternatif bir 1974’te geçiyor ama anlattıkları o kadar tanıdık ki insan ister istemez “biz bunu zaten yaşıyoruz” diyor. Hiperdemokrasi fikri başlı başına iğneleyici: Her şey oylanıyor, herkes söz sahibi ama ortaya çıkan şey akıl değil kaos. Canıgüz de tam buradan vuruyor.
Stan LaFleur zaten ayrı bir olay. Şair, dedektif, biraz ukala, bolca zeki… Olayları çözerken aslında insanı, toplumu ve çoğunluk denen şeyin ne kadar tehlikeli olabileceğini çözüyorsun. Mizah var ama öyle hafif bir gülümseme değil; kahkaha atarken bir anda durup “yalnız bu bayağı doğru” dedirten cinsten. İğne batıyor ama can yakmadan, çünkü çok iyi saklanmış.
Kitap yer yer bilerek kafanı karıştırıyor, çünkü anlatılan dünya da zaten karışık. Her şey fazla, herkes konuşuyor, fikir çok ama sağduyu az. Okurken eğleniyorsun ama alt metinde sağlam bir taşlama var. Finali de öyle “oh rahatladım” dedirtmiyor; daha çok “hmm…” diye düşündürüyor.
Kısacası Örümcek Burgacı, güldürürken laf sokan, polisiye gibi başlayıp topluma ayna tutan, zekâsını bağırmadan gösteren bir kitap. Eğlenceli ama hafife alınacak gibi değil; iğneleyici ama asla kaba değil. Elif Acar ile okumalara devam