Gönderi

9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Yıldız Silier bir röportajında “karnı tok ama ruhu aç orta sınıfın sancılarının kendisine battığını” söylüyor. Oburluk Çağı: Felsefe ve Politik-Psikoloji Denemeleri kitabında bu sancıların nedenleri, günümüzde kendimizi nasıl kandırdığımıza değinilerek, mutluluğun bireyin kişisel gelişiminden ziyade toplumsal gelişimle sağlanacağının altını çiziyor. Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri olan "Mutluluk Fetişizmi", günümüzde mutluluğun nasıl bir meta haline geldiğini anlatıyor. Silier, özellikle meşhur Secret gibi kitaplarda geçen "çekim yasası" saçmalığına dikkat çekiyor. Bu anlayışa göre, eğer mutsuzsanız ya da fakirseniz bu tamamen sizin "negatif" düşüncelerinizle alakalı; yani sistemin hiç suçu yok, suç tamamen sizin istemeyi bilmemenizde. Oysa Silier, gerçek mutluluğun böyle yapay bir iyimserlik olmadığını hatırlatıyor. Mutluluk kavramının çeşitli filozofların düşünceleriyle açıklıyor. Burada Spinoza ve Marx'ın mutluluk ve özgürlük kavramlarına bakmak ufkumuzu açabilir. İki düşünür birbirine yakın olarak “zorunluluğunun kavranması” üzerinde durur. Spinoza için mutluluk, evrenin işleyişini bilip buna göre hayatını gerçekleştirmek olarak görünürken, Marx bu zorunluluğu kabul eder ancak vurgulamak istediği yer bireylere dayatılan kapitalist zorlamanın dönüştürülerek bireyin kendi emeğine ve ürününe yabancılaşmadığı, kendini toplumsal bir varlık olarak gerçekleştirebildiği bir özgürleşme sürecinin gerçeklemesidir. Bu konuyu kitapta "Öznelliğin Kuruluşunda Anneliğin Rolü” isimli bölümdeki bir örnekle açıklayalım. Yazar bu bölümde kendi annelik deneyiminden yola çıkarak, özgürlük ve disiplin arasındaki ilişkiyi bebek bakımı üzerinden tartışır. Yazarın bahsettiği disiplin ve "zorunluluğu yerine getirme" kavramı, bebeğin her ağladığında emzirilmesi (sınırsız serbestlik) yerine belirli kurallara dayalı bir düzenin hem bebek hem de anne için gerçek bir özgürleşme sağladığı fikrine dayanır. Yazar, bebeğin her ağladığında meme verme alışkanlığının yanlışlığını fark ederek , çizelgeli yaşama geçtiklerini anlatır. Bu sistemde bebeğin biyolojik ihtiyaçları bir düzene oturtulur. Yazar bu süreci şu sözlerle aktarır: Bu yöntemin (zorunluluğu ve kuralı uygulamanın) sonuçları ise hem psikolojik hem de pratik açıdan özgürleştiricidir: Sıkı bir yeme ve uyku disiplini sayesinde bebek daha iyi beslenmeye ve düzenli uyumaya başlar; ağlamaları azalır. Bebeğinin saatlerini önceden bildiği için kendi zamanını planlayabilmeye başladığını belirtir: "Sonuçta hâlâ günde bir saatten fazla kendime ayıramadığım halde özgürlüğüm artmış oldu". Özetle Silier, sınırsız serbestliğin özgürlük olmadığını, aksine sınırların ve belirli bir disiplinin (zorunlulukların kabulünün) hem bireyin (bebeğin) sağlıklı gelişimi hem de ötekinin (annenin) özgürlüğü için bir ön koşul olduğunu vurgular. Bu bakış açısı, her istediği anında yapılan çocukların büyüdüklerinde bencil ve doyumsuz bireylere (obur büyüklere) dönüşeceği yönündeki temel eleştirisiyle de doğrudan bağlantılıdır. "Yabancılaşma ve Sahicilik" bölümünde yazar iki düşünür üzerinde durur. Nietzsche, özellikle sosyalizmi eleştirirken onu bir "sürü psikolojisi" ve "köle ahlakının" devamı olarak görür; ona göre sosyalizm, bireyin biricikliğini vasat bir eşitlik içinde boğma riskini taşır. Marx, toplumsallık ve bireyselliğin birlikte gelişeceğini savunurken, özgürlüğün ancak kolektif bir mücadeleyle mümkün olduğunu söyler. Özetlersek: Marx “Herkes için özgürlük koşullarını yaratalım.” Nietzsche: “Ama bu koşullarda kimse sıradanlaşmasın.” Sol-özgürlükçü çerçeveden baktığımızda ise bu iki düşüncenin çözülmesi gereken bir problem olmaktan çok bu gerilimin korunması gerektiğidir. ( En azından benim anladığım bu ) Oburluk Çağı: Kişisel Gelişim mi, Sistem Değişikliği mi? Kitabın ismini taşıyan son bölümde, bireyin sistemi değiştirmek için parmağını bile oynatmayıp sürekli kişisel gelişim kitaplarıyla kendini "tamir etmeye" çalışması sertçe eleştiriliyor. Silier, bunun bir "kendinden kaçış" olduğunu söylüyor. Kitapta güncel bir örnek olarak; şirketlerin çalışanlarına sunduğu "corporate yoga" veya "mindfulness" seanslarını verebiliriz. Mobbinge uğradığınız, haftada 60 saat çalıştığınız bir ofiste size "nefes egzersizi" yaptırılması, aslında çalışma koşullarını sorgulamanızı engellemek ve sizi o sömürü düzenine daha "dayanıklı" hale getirmek içindir. Ya da bugün çok popüler olan "dopamin detoksu" gibi akımlar, aslında sistemin yarattığı doyumsuzluğu yine bireysel bir "tüketim diyetiyle" çözmeye çalışıyor ama sorunun kaynağındaki reklam ve tüketim bombardımanına dokunmuyor. Yakın zamanda izlediğim Park Chan-wook’un No Other Choice (2025), filminde bu sorunu ele alıp kara-mizahla harmanlayıp eleştiriyor. Filmde, işten çıkarılan işçilere psikolojik yardım altında işveren bir kişisel gelişim uzmanı tutuyor. “Zaten artık beni tatmin etmiyordu” “Bu bana bir fırsat olacak” “Daha iyisini hak ediyordum” “Aslında ben bırakmak istiyordum” gibi saçma sapan cümlelerle bütün sorumluluk bireye atılıyor. Kitabın diğer bölümlerine gelirsek; "Ahlak Üzerine Bir Diyalog" kısmında üç karakter (Hırslı, Bunalım ve Felsefe Öğrencisi) üzerinden ahlaki görecelik tartışılıyor. "Süreklilikler ve Kırılmalar" bölümünde ise postmodernizmin aydınlanma değerlerindeki yeri sorgulanıyor. Sonuç olarak Silier, bizi "gerçekçi olup imkansızı istemeye" davet ediyor. Kendi kabuğumuza çekilip kişisel gelişim kitaplarında huzur aramak yerine, toplumsal çatlaklar yaratarak birlikte özgürleşmenin yollarını aramalıyız diyor.
Oburluk ÇağıYıldız Silier · Yordam Kitap · 2011338 okunma
·
75 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kitabı öyle güzel özetlemişsin ki ikinci kez okuma ihtiyacı duydum. Okuduğun kitap ilgimi çekti. Toplumsal değişimin yerine bireysel değişim çabalarının aldığı günümüzde, sorunlarımızla sistem arasında bağ kurabilmek büyük bir gereklilik olarak önümüzde durmaktadır. Sorun senin belirtiğin gibi kişisel gelişim değil toplumsal gelişimdir. Kalemine sağlık...
Kalemine sağlık Serkan. Kitabı okuma isteği uyandıran güzel bir yazı olmuş. Son inceleme filmimize göndermeleri kitap ile düşününce daha bir sağlam okuma zemini oluyor. Okuyup görmek lazım tabi ki sonuçta "Başka bir yolu yok" :)