Son zamanlarda okuduğum anlaşılması en zor kitaptı. William Blake'in 1789 ile 1795 yılları arasında, yani kendisi 32-38 yaşları arasındayken meydana getirdiği yapıtları Kaan H. Ökten çevirerek bu kitapta toplamış.
Kitabın bu kadar zor okunmasının sebebi ise Blake'in sadece şiir yazmamış olması; kendi mitolojisini, tanrılarını ve evrensel tarih anlayışını inşa etmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Hatta bazı bölümler yazar sadece kendisi anlayacak şekilde mistik cümleler kurmuş.
Anladığım ve biraz da araştırma yaparak edindiğim bilgilere göre Blake’in mitolojisi, Albion adı verilen "Evrensel İnsan"ın dört temel parçaya (Dört Zoa) bölünmesi etrafında dönüyor:
Urizen: Akıl ve yasayı temsil ediyor. Blake’e göre o, dünyayı sınırlayan, yaratıcılığı hapseden bir mimardır.
Los: Hayal gücü ve yaratıcılığın temsilcisi; demirci ocağında dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışıyor.
Luvah: Duyguları ve sevgiyi temsil ediyor.
Tharmas: Duyuları ve bedensel bütünlüğü temsil ediyor.
Ayrıca Blake, bu kitapları "Işıklı Baskı" adını verdiği bir yöntemle, metin ve resmi aynı bakır levha üzerine işleyerek üretmiş. Bunu da iki temel düzlemde yapmış:
Bütünleşik Sanat: Yazı ve görsel birbirinden ayrılmaz. Bir sayfa hem bir şiir hem de bir tablodur.
Renklendirme: Her kopya Blake ve eşi Catherine tarafından elle boyandığı için, her kitap aslında eşsiz bir sanat eseri sayılıyor.
Bana kalırsa Blake'in bu kitabını okumak, daha doğrusu anlamaya çalışmak sisli bir labirentte yürümeye benzemiş. Standart bir olay örgüsü yerine, sürekli değişen semboller ve devasa kozmik savaşlar kullanmış betinleme olarak. Şiirlerini doğrusal bir mantıkla okuyamadım, daha çok bir rüya veya trans hali gibi deneyimlemeye çalıştım
Blake, modern psikolojinin ( Carl Gustav Jung gibi) keşfettiği arketipleri ondan yüzyıl önce şiirle formüle etmiş. İnsanın iç dünyasındaki savaşı bu kadar epik bir dille anlatan başka bir yazar az bulunur bu konuda birşey diyemem ancak üslup konusunda bu kadar sembolimze kaçmadan genel okuyucuya da hitap etse hiç fena olmazmış.