·136 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Mayıs 2018 16:57 Sevgili Sait,
Sana mektup yazmak için balkona çıkmıştım. Öyle ya şöyle gökyüzünü bir kez koklamadan sana nasıl mektup yazabilirim ki? Ah bir bilsen sana neler anlatmak istiyorum… Ben sana anlatmak istediklerimi düşünürken kafamı kaldırdım ki bir de ne göreyim? Tam karşıda bir tane unicorn! İnanır mısın sen, bilmem ki. Sol tarafta bulutlar güneşin gitmek üzere olan son ışıkları ile raks edip şekilden şekle girerken sağ tarafta ise kopkoyu bir bulut kümesi kaplamış her yeri. Unicorn ve ben tam ortasındayız aydınlık ve karanlık tarafın.
İşte tam da sen de böylesin sevgili Saitciğim. Sağ tarafa baktıkça gördüğün kötülükleri konduramıyorsun bir türlü de sol tarafa yığmaya çalışıyorsun ne varsa. Sen güzel görünce güzelleşecek gibi geliyor çünkü herkes/ her şey. Haklısın belki de. Her insanın var karanlık ve aydınlık tarafları. Kimisinin karanlık bulutlar kaplamışken yüreğini, kimisinin güneş ışıkları izin vermemiş bulutların karartmasına o güzelliği. Her yüreğin kocaman bir gökyüzü olduğunu bilmişiz. Neler neler saklamaz ki o uçsuz bucaksız gökyüzü? Kimi zaman o gökyüzüne vurulmuş, bulutlarına, kuşlarına şarkılar söylemiş, türküler yakmışız. Kimi zaman da karanlığı görüp üzülmüşüz onlar adına.
Havada Bulutta da en çok yaptığın şey buydu değil mi? Eleştirmek bütün o kapkara bulutları. Binbir Gece Masalları kıvamında iç içe geçmiş hikâyeler ile başımızı döndürürken bir yandan; bir yandan da anlatmaya çalışıyordun bütün o kapkaranlık bulutların bizi ne hale getirdiğini. Ben söylemiyorum ama kendiniz görün işte diyorsun. Ne kadar da naziksin! Hangi hikayenin gerçek, hangisinin hayal olduğunu bile bilemeyeceğiz hiçbir zaman çünkü içinde bunca nezaketsizlik bulunan bir hikayenin gerçek olduğunu söyleyemezsin bile, kendine yediremezsin; bilirim. Ah canım Sait Faik, iyi ki düşmüşsün sen bu dünyaya! İyi ki gösteriyorsun bizlere o kapkaranlık bulutların ardındaki güzelim gökyüzünü.