Yılmaz Şener, elinde kamerası ile Deng (daha sonra Denglilerin tüm mücadelesine rağmen adı Denk olarak değiştirilecektir) sokaklarında gezinir. Biz de bu sayede tüm Denglilerle tanışırız.Yazar, aynı “an”ı farklı karakterlerin gözünden yansıtarak çok akıcı bir anlatı atmosferi yaratıyor. Kimsenin hatırlamadığı tek bir günde geçen, geri dönüşlerle dallandırılan, zenginleştirilen olayları anlatıyor.
Romanda, sayabildiğim kadarıyla, yaklaşık 140 karakter var. Bu yönüyle “Deng”, Ayfer Tunç’un “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”romanını hatırlattı bana. Bu 140 karakterin içinde en önemli yere sahip olan “karakter” ise aslında Deng’dir. Çünkü karakterler ardı ardına verilirken başrolde hep Deng vardır. Peki kimler var Deng’de? Yaralı insanlar, eksik kalmış hayatlar… Ölmeden cenazesinde taziyeleri kabul eden Garip; beş yıllık hücre cezasından sonra suçsuz olduğu ortaya çıkan İnan; Filiz’in mektubunu Aydın’a vermediği için Filiz’in hayatını tümden değiştiren Adar; cinsel tercihleri yüzünden ötekileştirilen Bayram ve Arin; Şahmaran hikâyesini anlatan Azad ve Yusuf; ailesi katledilen ve Deng’e gelerek kimliklerini gizleyen Cebrail, İbrahim ve Yusuf kardeşler; düğüne gitmek için hazırlanırken yüzlerce bıçak darbesiyle öldürülen Natel ve Silva; Deng’e atanan Çorlulu öğretmen Senem; dengbej Merdo; Zede’yi gören tek Dengli Pembe Nine, manileriyle İshak abi…Ve daha niceleri…Deng, toplumsal hafızayı sloganlaştırmadan canlandıran; acıyı ajite etmeden anlatan; cümlelerinin yükü ağır, dili sade ama yaralayıcı bir roman. Deng; hatırlatan, yüzleştiren, susulan yerleri görünür kılan bir roman.Yılmaz Şener, büyük anlatılar kurmak yerine küçük hayatların kırılma anlarına odaklanır; çünkü asıl hafıza, buralarda saklıdır. Deng’de anlatılan acı bağırmaz, fısıldar ve okurun vicdanına temas eder. Bu yönüyle Deng, unutulmuş bir günün, unutulmak istenen hayatların romanıdır. Sözü yükseltmeden yalnızca göstererek anlatır. Belki de bu yüzden, Deng’in en güçlü yanı, okurdan alkış değil, hatırlama sorumluluğu talep etmesidir.