Kesinlikle katılıyorum; bu ve benzeri uygulamaların tamamı nihayetinde birer sosyal medya ürünü ve elbette ticari kaygılarla ayakta duruyor. Bunu yok saymak gerçekçi olmaz. Ancak benim itirazım tam bu noktada başlıyor.
Bir platformun para kazanıyor olması, sınırsızlaşmasını ya da her şeye göz yummasını zorunlu kılmaz. Aksine, sınırları olan, değer yargıları ve net kullanım amacı bulunan mecralar uzun vadede çok daha güçlü ve sürdürülebilir olur. Herkesin girebildiği, her şeyin yapılabildiği yerler kısa sürede tüketilir; ama belli bir niteliği, disiplini ve seçiciliği olan alanlar sadık bir kullanıcı kitlesi oluşturur.
Bu da yalnızca kültürel değil, ekonomik olarak da avantajlıdır. Daha izole, amacına uygun ve vakit geçirilebilir bir platform; abonelik modelini güçlendirir, ücretleri artırabilir ve bunu kullanıcıya gerekçesiyle sunabilir. Çünkü insanlar “her yerle aynı” olan bir şeye değil, farklı ve nitelikli olana para verir. Dolayısıyla mesele “nasıl olsa sosyal medya, böyle olacak” diyerek kabullenmek değil; hangi sosyal medya olacağına karar vermektir. Ya sınırları olan bir edebiyat ve okurluk alanı inşa edilir ya da kaçınılmaz olarak TikTok vari bir akışa teslim olunur. Benim eleştirim, ikinci yolun bilinçli ya da bilinçsiz biçimde tercih edilmesine yöneliktir.