Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
· Manuel Tiago, Portekiz Komünist Partisi’nin lideri Álvaro Cunhal’ın edebiyatta kullandığı mahlas. Yazdığı kurgu kitaplar Tiago’nun yaşadıklarından izler taşıyor. Yazarın, “hikâyelerin hiçbiri burada anlatıldığı gibi gerçekleşmedi; her biri kurgu, ancak hepsi gerçek” demesi de bundan.
Kitabın tarihsel arka planında İspanya İç Savaşı var. Diktatörlüğe karşı birleşen iki halkın mücadelesi, daha baştan yakalıyor beni.
Kitabın en güzel yanı, savaşı büyük harflerle yazarken bile onu gündelik hayatın içine sızmış bir gerçeklik olarak aktarabilmesi. Ekmekle, korkuyla, dedikoduyla, suskunlukla birlikte akan bir savaş bu. Direnenler birer kahraman değil; yorgun, tereddütlü, hatta korkak.
Eulália’nın evi, savaşın ön saflarında yer alan bir kadının annesinin evi aslında. Anacık tam bu gri alanın merkezinde duruyor. Ne “arka planda kalan fedakâr kadın” ne de simgesel bir figür. Hayatın kendisini taşıyan biri: eviyle, bedeniyle, ilişkileriyle, şefkatiyle. Mücadele onun için bir ideoloji değil; yaşamayı sürdürmenin bir biçimi. Direniş, onun varoluşuna eklenen bir şey değil; zaten içinde yaşadığı şey.
Anacık, erkeklerin politik dilinin, kadınların gündelik emeğiyle ayakta kaldığının bir ispatı. Direnişin sadece barikatlarda değil; mutfakta, evde, bakışlarda, bekleyişte kurulduğunu gösteriyor.
Bu açıdan kitap, yüksek sesli bir iç savaş romanından çok, hayatın ortasında direnişin nasıl sessizce yer kapladığını anlatıyor.
Benim gibi başka halkların direnme deneyimlerine merakınız varsa, bu kitabı mutlaka okuyun derim.