-Kendilerini dindar gören ve iyi bir dindar olmak için davranan insanları yakından gözle ve neler söylediklerini dinle; ilahi bir muhasebeciyle oldukça ciddi bir alışveriş ilişkisi içinde olduklarını görürsünüz.
-Neyin sevap olduğunu, ne kadar sevap olduğunu, neyin ne kadar günah olduğunu, bu kadar sevap biriktirirsen nelere layık olduğunu, ne kadar günah olursa, öbür dünyada başına neler geleceğini hesaplayanları kastediyorsunuz herhalde?
-Evet, bu tip dindarlardan iyi tüccar çıkar. Çünkü, tüm düşünüşleri çıkar bilinci içinde yapılanmıştır.
Arif Bey, gülümseyerek aklına gelen bir olayı anlattı:
-Tanıdığımız bir avukat vardı. Oldukça dindar geçinirdi. Sakalı, giyinişi, yürüyüşü, konuşuşu hep, 'ben dindar bir adamım,' mesajını vermek üzere yerli yerine konmuştu. Bir gün müşterek tanıdığımız birinden öfke ile söz etti. Kızdığı insan ona bir kötülük etmiş. O da bunun altında kalmak istemiyordu. "O'na öyle bir iş edeceğim ki, anasından emdiği süt burnundan gelecek," diyordu.
Bir süre düşündükten sonra, "Biliyorum, ben de günaha gireceğim," diye devam etti. "Ama, alt tarafı bir hacca gitmek; bir hacca gider, ondan gelen sevapla günahımın altından kalkarım. Ama, o deyusunda ağzının payıni vermiş olurum!" Bu olayı hiç unutmuyorum. Bu avukatın dindarlığı bana tüccarca gelmişti; şimdi siz bu konuda konuşurken o aklıma geldi.
-Tam uygun bir örnek. Hani 'cuk diye oturdu' derler ya işte öyle oldu.
SavaşçıDoğan Cüceloğlu