Dindar geçinen kişi, dini faaliyetlerini -yani ibadetini, iyilik davranışlarını- bu dünyada veya öbür dünyada elde edeceği bazı kazançlar için yapıyorsa, bu kişi nesnel beni -egosu- ile hareket ediyor, diyemez miyiz?
-Bir örnek verir misiniz?
-Fakire sadaka ya da zekat veren birini düşünün. "Neden sadaka ya da zekat veriyorsun?" diye sorduğumuzda, "vermek sevap, vermemek günah" diye cevap vermiş olduğunu düşünelim. O zaman soru, "Neden sevap kazanmak istiyorsun veya günahtan kaçınmak istiyorsun?"a dönüşecektir. Bu soruya cevap olarak gelecek olan cümlede, "çünkü" kelimesinden sonra mutlaka bir çıkar ifade edilecektir; "çünkü, cennete gitmek istiyorum veya cehenneme gitmek istemiyorum," gibi.
-Böyle bir algılamanın, daha doğrusu böyle bir düşünüş tarzının nesnel bene ait olduğu sonucuna nasıl varıyorsunuz?
-Doğan Bey, siz demediniz mi?
-Neyi Arif Bey?
-'Nesnel ben -ego-, gereksinmelerini karşılamaya yönelmiştir ve onun için denetlemeye ve sahip olmaya önem verir,' anlamında konuşmuştunuz; öyle değil mi?
-Evet, doğru hatırlıyorsunuz.
-'Cennete gitmek' veya 'cehenneme gitmemek' amacına yönelik kalındığı sürece hep nesnel ben düzeyinde kalınmış olmaz mı?
Arif Bey'in söyledikleri doğruydu; bunu daha önce düşünmemiştim. Arif Bey'e, bunu daha önce düşünmediğimi, ama o söyleyince şimdi görebildiğimi, ve onunla hemfikir olduğumu söyledim.
SavaşçıDoğan Cüceloğlu