'Mış gibi dindar' fakire sadaka verirken, 'sevap - cennet' çıkarı içinde güdülenirken, gerçek dindar, 'insan kardeşimin ıstırabı, aslında, büyük resim içinde, benim ailemin ıstırabıdır' görüşündedir ve yaşamın bütününe hizmet etmeden kendi yaşamının anlamlı olamayacağını bilir. Gerçek dindarın sadaka verişi farklıdır. 'Mış gibi dindar' sadaka vermeden önce vereceği parayı üç defa başının üstünden geçirebilir, 'başımın, gözümün sadakası olsun,' gibi laflar mırıldanabilir veya benzeri şeyler yapabilir. Sadaka verirken, sadaka vermek kendisi için ne çıkar sağlayacak, onu düşünmüş ve bu bilinçle güdülenmiştir.
-Gerçek dindar nasıl sadaka verir, Hocam?
-Gerçek dindar, büyük resmin bilincinde davranır. 'Bu insana nasıl hizmet edebilirim,' diye düşünür. O nedenle samimi dindar, sokakta, "Allah rızası için, başınızın, gözünüzün sadakası için" diyerek dilenenlere para vererek yardım etmekten ziyade, onları dilenci olmaktan kurtaracak bir yardımı daha anlamlı bulur.
"Fakir bir ailenin okumaya çalışan, çabalayan, yetenekli çocuğuna hiç karşılık beklemeden burs vermeyi yeğler. O çocuğun gelişmesinin kendisinin de sorumluluğu olduğunu görür. Çünkü büyük resim, tüm mahallenin, kentin, ülkenin, bütün insanların, hatta tüm yaratıkların birbirini etkilediği, birbiriyle ilişki içinde olduğu 'bir büyük aile gerçeği'ni ifade eder.
"Yavrusunu doğurmak üzere kapalı bir yer arıyan ana kediye, yavrusunu doğurabileceği bir kutu bulmaya çalışır. Su bulmakta güçlük çeken kuşların farkında ise, onların gelip rahatlıkla su içebileceği olananaklar yaratmaya uğraşır. Trafikte korkmuş, donmuş kalmış, karşıya geçemeyen hiç tanımadığı yaşlı kadına sevap, günah düşünmeden el uzatır.
"Kısacası, Arif Bey, gerçek dindar, bu evrenin sorumlu bir vatandaşıdır; o bilinç içinde duyar, algılar, düşünür, ve eyleme geçer."SavaşçıDoğan Cüceloğlu