Gönderi

Bugün Anne Öldü. Belki de Dün, Bilmiyorum
8/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 15:36
Albert Camus ’nün Yabancı adlı romanı, Meursault’nun annesinin ölümüyle açılır. Daha ilk cümlede anlatıcının dünyaya bakışı netleşir: ölüm, açıklanması gereken büyük bir trajedi değil, zaman çizelgesinde belirsiz bir noktadır. Meursault, annesinin cenazesine katılır ama bu katılım, toplumsal beklentilerin gerektirdiği yas biçimlerini içermez. Yorgunluk, sıcak, güneş ve fiziksel rahatsızlık; duyguların önüne geçer. Cenazeden kısa bir süre sonra Marie ile kurduğu ilişki de benzer bir düzlemde ilerler. Birlikte vakit geçirirler, gülerler, sevişirler ancak Meursault için tüm bunlar hiçbir “anlam” üretmez. Marie’ye karşı dürüsttür. Onu sevip sevmediğini bilmez, evlilik fikrini de ne yüceltir ne reddeder. Onun için bu kararlar derin anlamlardan değil anlık durumlardan doğar. Komşularıyla olan ilişkisinde özellikle Raymond ile kurduğu bağda görüyoruz ki Meursault, olaylara ahlaki açıdan bakmak yerine akışa çok rahat kapılıyor. Bu akış, sahilde işlenen cinayetle geri dönülmez biçimde kırılıyor. Cinayet planlı bir kötülüğün değil sıcak, ışık, terleme ve anlık bir baskının sonucudur. Kitabın ikinci bölümünde Meursault artık hapistedir. Ancak burada bir dönüşüm yaşanmıyor. Hapishane onun için yeni bir yerden ibarettir. Zamanla alışır, hatta bu alışma hali ona evde olduğundan pek de farklı hissettirmiyor. Asıl yargılaması yaptığı cinayetten çok, annesinin cenazesinde nasıl davrandığı üzerinden yapılır. Peki gerçekten öldürdüğü için mi yargıladı yoksa bizim gibi hissetmediği için mi? Meursault’nun en rahatsız edici yanı suç işlemiş olması değil beklenen duyguları sergilememesidir. Annesinin ölümüne ağlamaz, vicdan muhasebesi yapmaz, pişmanlığını dramatize etmez. Bu durum kitap boyunca defalarca “anormal” olarak işaretlenir. Oysa Albert Camus’nün kurduğu yapı şunu sorar: Bir insan hissetmediği bir duyguyu sergilemek zorunda mıdır? Meursault’nun annesinin ölümüne karşı kayıtsızlığı sevgisizlikten çok anlam atfetmeme halidir. Aynı durum Marie ile ilişkisi için de geçerlidir. Sevgi, evlilik, sadakat gibi kavramlar onun dünyasında kutsal ya da vazgeçilmez değildir. “Anlamı yok” derken onları küçümsemez yalnızca o kadar da değer olmadığını kabul eder. Cinayet sahnesi de buna benzer bir yapıda. Tetiği ahlaki bir kararla değil, fiziksel bir zorlanmayla çeker. Güneş, bilinci baskılayan bir kuvvettir. Bu nedenle cinayet bir “niyet”ten çok bir “oluş” gibidir. Romanın ilerleyen bölümlerinde din meselesi Meursault’nun kayıtsızlığını en açık haliyle gösterir. Tanrı fikri, onun için bir teselli değil anlamsız bir zorlamadır. Yaşamın anlamının kalmaması tehdidi onu korkutmaz çünkü onun dünyasında yaşam baştan beri bir pek anlam taşımıyor. Finalde verilen idam kararı bile Meursault’nun bu duruşunu sarsmaz. Ölüm, geç ya da erken. Fark etmez. İnsanlar yaşamaya devam edecektir. Bu düşünce, bir nihilizm değil, Albert Camus ’nün absürd insan tanımına yaklaşır. Evren anlamsızdır, ama insan bu anlamsızlıkla yüzleşebilir. Meursault’nun suçu belki bir insanı öldürmek değil, her şeye bu anlamsız bakmasıdır.
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
·
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.