10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 00:00
"HAREMLİ SUFRAJETLER" “Kadınlar, kader ortaklarımız ve çalışan dostlarımız! Bugün buraya erkek tiranlığının etrafımıza ördüğü kalın duvarda küçük bir delik daha açmak için toplandık. Doğası gereği kadın, yönetmek için yaratılmıştır. O sezgisi, şefkati, özverisi ve annelik içgüdüsüyle, yeryüzünün en yüce varlığıdır. Vahşi doğanın erkeğe verdiği tek şey ise güçtür! Bunun sayesinde kadınları kendine tabi kılmıştır. Artık başkaldırıp zincirlerimizi kıralım! Hep birlikte ayağa kalkıp bizi hâkimiyeti altına alan bu kaba güce meydan okuyalım! Hayat veren bizsek yasa koyan ve yöneten de biz olmalıyız. Erkek egemenliğine son!” Büyükada’nın iğde kokulu sokaklarında başlayan, New York’un gürültülü caddelerinde devam eden ve yeniden İstanbul konaklarının kalın perdeli odalarına uzanan bir öykü… 1877 yılında Büyükada’da doğan Demetra Vaka, İstanbul Rumlarından, orta sınıf ve varlıklı bir burjuva ailesinin kızıdır. Ancak babasının erken ölümüyle birlikte hayatın sert yüzüyle tanışır. Onu bekleyen “görücü usulü” bir evliliği reddeder ve dönemin birçok kadını için neredeyse imkânsız sayılacak bir yol seçer: Amerika’ya göç. Burada gazetecilik yapar, yazar kimliğini inşa eder ve hem Doğu’ya hem Batı’ya ait olmanın verdiği çift yönlü bakışı kazanır. 1901 yılında İstanbul’a, çocukluğunun şehrine döndüğünde karşısına çıkan manzara sarsıcıdır. Bir zamanlar birlikte büyüdüğü arkadaşları artık zengin paşaların konak ve saraylarındaki haremlerde yaşamaktadır. Osmanlı haremleri… Yüzyıllardır ya egzotik bir masalın, ya da tek boyutlu bir esaret anlatısının içine hapsedilmiş, çoğu zaman gerçek kadın hikâyelerinin üzeri örtülmüş bir dünya. Yazarın anlattığı harem, tek tip bir mutsuzluk ya da tekdüze bir esaret alanı değildir. Aksine, çelişkilerle doludur. Yazarın kitabında anlattığı kadınlar ikiye ayrılıyor âdeta. Bir yanda, sistemle barışık, “eli yağda balda” görünen, kocasının diğer eşleriyle bile uyum içinde yaşayanlar… Toplumsal düzeni benimsemiş, statükodan memnun, lüks içinde sürdürdükleri hayatı sorgulamayanlar. Diğer yanda ise, gözlerinin derinliklerinde fırtınalar koparanlar var. Huzursuz, öfkeli, içleri kan ağlıyor. Ve işte en çarpıcı kısım burası: Bu “sessiz ve öfkeli” kadınlar, diğer haremlerdeki ruhdaşlarıyla gizlice buluşuyor. Gümüşi renkteki çarşaflarına bürünüp, konakların geniş salonlarında bir araya geliyorlar. Görünüşte bir sohbet, bir eğlence… Ama perdenin ardında, erkek egemenliğinden nasıl kurtulacaklarının, nasıl nefes alacaklarının planlarını yapıyorlar. O buluşmalarda, özgürlüğe açılan kapıyı aralayacak anı, o “şafağı” sayıyorlar. Bu, bir isyanın sessiz kodları. İçeride, ipek ve altın arasında, zihniyet duvarlarını yıkmaya çalışan bir direniş... Yazar, bize bildiğimizi sandığımız dünyanın hiç bilmediğimiz yüzünü gösteriyor. Harem denince aklımıza gelen fantastik, uçuk imgeler yerine, insani, derin ve çok katmanlı gerçekleri sunuyor. Bu kadınlar ne sadece mağdur ne de sadece talihliydi. Hepsi kendi gerçekliğini, kendi mücadelesini yaşıyordu. Kimi teslim olmuş, kimi teslimiyetin bile farkında değil, kimi ise tek bir hedefe kilitlenmişti: Özgürlük. Demetra Vaka’nın gözlemleri, sadece bir dönemin sosyolojik fotoğrafı değil. Aynı zamanda, iktidar, özgürlük, kadın dayanışması ve sessiz direniş üzerine zamansız bir hikâye. O gümüşi çarşafların altında gizlenen umudu düşündükçe, insan “içeride” neler olup bittiğini asla bilemeyeceğimizi bir kez daha anlıyor ve gerçekten de şaşırıyor. Bu altın kafeslerin kapısından içeri girelim ve sadece hareme değil, insan ruhunun labirentlerine doğru bir yolculuğa çıkalım. Şaşırmaya hazır mısınız? Kitapla Kalın.
Edebiyat
Haremli SufrajetlerDemetra Vaka · Pinhan Yayıncılık · 202523 okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.