Bu yazıyı kaleme almaya karar verdiğimde, aklımda tamamen esere sadık kalarak yazarın perspektifini merkeze alan bir değerlendirme yazısı yazmak vardı. Ancak insanın hayatında yaşadığı bazı büyük kayıplar, ister istemez işin içine kendi duygularını da katmayı neredeyse zorunlu hâle getiriyor; tıpkı babamın kollarım arasında yitip gitmesine tanıklık etmem gibi.
Bir insan babasını ne zaman kaybeder?
Ölüm anında mı, yokluğa alıştığında mı, yoksa bir gün babasının öldüğü yaşa geldiğinde mi? (Bu sene tam olarak bu yaştayım)
Bu soruyu kendime onlarca hatta yüzlerce defa sordum. Cevapların hiçbiri tam manasıyla sorularıma karşılık olmadı. Çünkü bazı kayıplar vardır ki tek bir zamana ait değildir; hayatın tamamına yayılır. Bazı kayıplar vardır ki insanın içinden kocaman bir parça koparır ve oraya bir daha hiçbir şey tam olarak oturmaz. Bazı kayıplar vardır ki yankısı asla dinmez ömür boyu sürer gider. Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabı, bana bu gerçekleri bir kez daha hatırlattı.
Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabını okurken, metnin sayfalarından çok kendi içimde dolaştığımı fark ettim. Çünkü bu kitap bir babanın ölümüyle ilgili değil yalnızca; bir evladın, babasız kalmayı hayatının merkezine nasıl yerleştirdiğiyle ilgili. Ölüm bir an, yas ise bir ömürdür. Gospodinov bunu biliyor. Maalesef ben de biliyorum.
Dokuz yaşımdan beri babamın mezarına her yıl düzenli olarak gider ve babama o seneki gelişmeleri detaylıca anlatırım. Yaşantımı, kararlarımı, korkularımı, sevinçlerimi bazen de sessizce kırgınlıklarımı. Bu konuşmaların bir cevabı olmadığını bile bile yaparım bunu. Çünkü babalar ölse de, evlatları onlarla konuşmayı bırakmaz. Bahçıvan ve Ölüm de tam olarak bunu söylüyor: Ölüm, ilişkiyi bitirmez; biçimini değiştirir.
Babamın yokluğunu her an en derinden hissettim. Özellikle “erkek olunması gereken” anlarda. Kimsenin öğretmediği, ama herkesin senden beklediği o tuhaf olgunlukta. En çok da bu zamanlarda ihtiyaç duydum babama. Bu yüzden akrabalarımın anlattığı babama dair hikâyelerini su gibi içtim. Sanki her anlatı, onu biraz daha yaşatıyordu ve beraber büyüyorduk. Gospodinov’un babası da öyledir kitapta: Anılardan, tekrar eden cümlelerden, küçük detaylardan yeniden inşa edilir. Çünkü baba artık bir insan değil, bir bellektir.
Sonra bir gün dehşetle şunu fark ettim: Babamın öldüğü yaştayım. İşte asıl sarsıntıyı o zaman yaşadım. İnsan kendi babasının yaşına gelince, zamanın nasıl da acımasızca döngüsel olduğunu anlıyor. “Sahi,” diye sordum kendime, “bir evlat hiç babası yaşında olur mu?” Çok garip gelmişti ama oldum. İnsanlar da olmuşlar. Olunuyormuş.
Madem babamın yaşındaydım o halde onun gibi davranmalıyım diye bir fikir yürüttüm. Babamdan kalan saati takmaya başladım. Bununla yetinmedim onun cüzdanını da sahiplendim. Bu nesnelerin sihirli güçleri olduğuna inanmıyorum elbette ama içimde bir güven duygusu yarattıklarını inkâr edemem. Sanki şu an zaman biraz daha düzenli akıyor, sanki hayat biraz daha korunuyor gibi. Gospodinov’un kitabında bahçıvanlık neyse, benim için o saat ve o cüzdan oydu: Babaya temas etmenin mümkün olduğu son yüzeyler.
Bahçıvan ve Ölüm, büyük cümleler kurmuyor. Zaten yas büyük cümlelerle anlatılmaz. Küçük tekrarlarla, sıradan detaylarla, sessiz duraklarla anlatılır. Bahçe sulanır, ağaçlar budanır, mevsimler geçer. Baba ölür ama dünya devam eder. İşte bu devam ediş, asıl acıdır. Çünkü evlat hep aynı yerde kalır, dünya ilerler.
Bu kitap bana şunu düşündürdü: Babalar aslında ölmez; eksilir. Hayatımızdan bir ses tonu eksilir, bir bakış açısı, bir güven hissi. O eksikliği yıllar boyunca başka şeylerle doldurmaya çalışırız ama hiçbir zaman tam olmaz. Gospodinov bunu kabulleniyor. Ben de.
Belki de bu yüzden Bahçıvan ve Ölüm bir yas kitabı değil; bir kabulleniş kitabı. “Bu boşluk benimle yaşayacak,” diyor yazar. Ben de aynı cümleyi yıllar önce içimden kurmuştum. Babasızlık geçmiyor. Sadece insan onla yaşamayı öğreniyor.
Babamın mezarından her ayrılışımda arkamda bıraktığım şey sadece toprak değildi; çocukluğumdu, alamadığım cevaplar, birlikte yaşlanma ihtimaliydi. Gospodinov’un kitabı bana şunu hatırlattı: Bazı ihtimaller hiç gerçekleşmez ama yine de hayatımızın en büyük gerçekleri olarak kalır.
Evet, ben babam yaşında oldum. Ama hâlâ onun evladıyım. Belki de insanın büyümesi tam olarak budur: Babasının yaşına geldiğinde bile, içindeki çocuğu mezar başında bırakmamayı başarmak.
Bahçıvanın Ölümü bu yüzden önemli. Çünkü bazı kitaplar okunmaz; insanın içindeki eski yaraya sessizce oturur. Ve insan anlar ki, yalnız değildir. Babasını küçük yaşta kaybeden her evlat gibi, o da hâlâ konuşmaktadır.
Babalar ölür.
Hatıraları kalır.
Ve biz, o hatıralarda biraz eksik, biraz daha derinden yürümeye devam ederiz.
Georgi GospodinovBahçıvan ve Ölüm