Puan vermedi·575 syf.····Okunma: 25 Ocak 2026 23:06 Yüksek sosyeteyi okumak gerçekten yorucu: dükler, düşesler, markizler, kontesler, prensler, prensesler…
Serinin ilk iki muhteşem kitabından sonra, ister Madam Guermantes’a duyulan saplantılı aşk olsun, ister bitmek bilmeyen sosyete sohbetleri, bu kitapta her şey bir noktadan sonra fazlasıyla sıkıcı geldi. Kitapta o kadar çok kişi var ki, bugün biri çıkıp “kim kimin nesiydi?” diye sorsa, dürüstçe cevap vermekte zorlanırım. Neredeyse sıkıcı bir ders kitabı okur gibi, kendimi zorlayarak bitirdim.
Bu noktada Proust’un estetik dili ve Roza Hakmen’in nefis çevirisi, kitabı elde tutan yegâne güç oldu.
Birinci kitapta zarafetin cazibesi, ikinci kitapta gençliğin tazeliği varsa; Guermantes Tarafı’nda okurun yüzüne indirilen, romandaki gazetecinin yediği türden okkalı bir tokat vardır: sosyete algısına karşı sert bir yüzleşme.
Sosyete sohbetlerinin dışında, anlatıcının kendi hislerini, aşklarını, hayal kırıklıklarını, sevinç ve kederlerini okumak ise onunla baş başa verilmiş uzun bir sohbet gibidir. Bu samimiyet, kitabı tüm ağırlığına rağmen özel kılar.
Guermantes Tarafı, ihtişamın içindeki çürümeyi, zarafetin altındaki sertliği anlatan bir romandır. Okur, aristokrasinin görkemli salonlarında dolaşırken, aslında insan doğasının kaçınılmaz yalnızlığıyla yüzleşir.
Bu kitap, hayranlık duygusunun ne denli büyük bir yanılsama olduğunu; zamanın ise en soylu isimleri bile nasıl sıradanlaştırdığını gösteren edebî bir aynadır.
Proust, bu kitabıyla sanki okurunu bir sınava çekmek ister: “Bakalım kim pes edecek?”
Ama eminim ki pes etmeyenler ve seriyi sonuna kadar okuyabilenler, son kitaplarda bu sabrın mükâfatını fazlasıyla alacaktır.