Koku, yüzeyde bir seri katil hikayesi gibi dursa da, aslında erken kapitalizmden kitle psikolojisine, sınıf görünmezliğinden ahlakın nasıl kolayca çözülebildiğine kadar uzanan karanlık bir uygarlık eleştirisi. Grenouille’in “kokusu olmaması”, alt sınıfların toplumdaki görünmezliğinin metaforu gibiyken; insanları yalnızca birer hammadde olarak algılaması, bedenin ve emeğin metalaşmasını acımasızca yüzümüze vurur. Finalde kalabalığın tek bir uyaranla ahlakını askıya alması, aklın ve ilerlemenin kutsandığı Aydınlanma anlatısına ağır bir darbedir: bilgi insanı daha iyi yapmaz, sadece daha etkili kılar. Kadın bedeninin sessizce tüketilmesi, ahlakın bir algı meselesine indirgenmesi ve iktidarın duyular üzerinden kurulması roman boyunca rahatsız edici bir berraklıkla akar. Süskind’in asıl söylediği şudur: Grenouille bir sapma değil; doğru koşullar oluştuğunda her toplumun içinden çıkabilecek bir sonuçtur.