Yakup Kadri'nin Başyapıtı
10/10
·214 syf.··
2026 4. kitabı
Birinci Dünya Savaşı ve Sakarya Meydan Muharebesi arasındaki zamanda geçen bu roman, Ahmet Celal adlı bir gazi subayın Eskişehir'in Porsuk Çayı yakınlarındaki bir köye yerleşmesi ve bu köyde yaşadıklarını bir deftere kaydetmesi şeklinde okuyucuyla buluşur. Kitabın başında yerde terkedilmiş haldeki defteri bulan bir memurun köylülerle konuşması adeta ilerleyen sayfalarda okuyacaklarımızın bir spoileri gibidir: "-Nasıl olur! İnsan yıllarca beraber yaşadığı bir kimsenin nereye gittiğini, ne olduğunu bilmez mi? Köylüler, küskün bir tavırla omuzlarını kaldırıp uzaklaşıyorlardı. Yalnız, içlerinden biri, yaşı belirsiz küçük ve sıska bir adam döndü: -Dee, sizin gibi yabanın biriydi, dedi" Gerçekten de Ahmet Celal, askeri Mehmet Ali ile bu köye ayak bastığı günden itibaren, köylüler tarafından hiçbir zaman kabul görmez, her hareketi yadırganır ve her sözü onlar için anlamsız lakırdılar olmaktan öteye geçmez. Kalabalıklar içinde yalnızdır, ne milli mücadele sevincini ne de düşmana karşı hissettiği kini paylaşabileceği bir insan bulamaz. Köy halkı tüm Anadolu'da olup biten milli mücadele hareketine karşı olabildiğince kayıtsızdır. Hatta, İzmir'i işgal eden Yunan'ın eğer Mustafa Kemal ve silah arkadaşları onları sinirlendirmese sadece İzmir'in sorunu olarak kalmış olacağına inanmış olan halk, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle yaşamaktadır. Köylülerin bu kayıtsızlığı, Ahmet Celal'in her zaman cesaretini ve iyi yürekliliğini işittiği, kurtuluşun anahtarı olarak gördüğü halk portresinin yerle bir edilmesine sebebiyet verir. Bence burada bizim okuyucu olarak Ahmet Celal'le ortak duygular paylaşmamız mümkündür çünkü bu roman ilkokuldan beri halkın tüm desteğiyle kazanıldığını düşündüğümüz Kurtuluş Savaşı'nın bazen halkın cahilliklerine rağmen başarıya ulaşan bir savaş olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu gerçekle öncesinde Halide Edip'in Ateşten Gömlek inde karşılaşmama rağmen gene de Yaban'ı bitirdikten uzun süre sonra etkisinden çıkamadım. Kanımca okuyan herkesin Mustafa Kemal ve tüm milli mücadele ekibinin işinin ne kadar zor olduğunun takdirine daha iyi varmasını sağlayabilecek bir öykü yazmış Yakup Kadri. "Gün geçtikçe daha iyi anlıyorum: Türk 'entelektüel'i, Türk aydını, Türk ülkesi denilen bu engin ve ıssız dünya içinde bir garip yalnız kişidir." Ahmet Celal, köylülerin arasına karışmak ister ama kitaplarını yaksa bile onları içinden atamayacağının farkındadır. Anadolu'ya bir birlik ve beraberlik havası beklentisiyle yerleşmiş ve vatan uğruna bir kolunu feda etmiş bir subay olarak hayal ettiği millet bilincinin var olmaması onu çok sarsar. Köylüler, Türk olduklarını bile kabul etmezler, "Biz İslamız, o dediklerin Haymana'da yaşar." diyerek Türk aydınının idealindeki ulus-devlet anlayışının oturmasının ne kadar zor olacağının tablosunu çizerler. Aynı zamanda şeyhlerden medet umarlar ve varlarını yoklarını bu şeyhlerin önüne yığarlar, düşmanlardan iyilik beklerler, Mustafa Kemal'in yaptıklarını ise gereksiz bir olay çıkarma olarak görürler. Yakup Kadri öyle bir panorama çıkarmış, öyle güzel tespitlerde bulunmuştur ki bunların hepsini buraya dökmek mümkün değildir. Bu gözlemleri kendisi Anadolu'da görevli iken büyük üzüntülerle yaptığını önsözünde anlatmıştır. Her sayfada altı çizilecek önemli bir gözlem mutlaka olmakla beraber bence bu gözlemlerin bir çoğu şu an da geçerliliğini korumaktadır. Fakat Yakup Kadri, köylülerin bu durumu için onları değil, aydın kesimi sorumlu tutmaktadır. Anadolu'yu Türk entelektüelinin öldürdüğü bir ceset gibi görmektedir, şimdi ise görev yine Türk aydınına düşmektedir: "Eğer, bilmiyorlarsa kabahat kimin? Kabahat, benimdir. Kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyacak arkadaş; senindir. Sen ve ben onları, yüzyıllardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak zevkinden yoksun bir avuç kazazede halinde bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir. Ve cehalet denilen zifiri karanlık içinde, ruhları, her yanından örülü bir zindanda gibi mahpus kalmıştır. Bu zavallı insanlardan, sevgi, şefkat ve insanlık namına, artık ne bekleyebiliriz? Bu iklimin çoraklığı, ruhlarını kurutmuştur. Bu ıssızlık ve bu gurbet onlara müthiş bir egoizm dersi vermiştir. Onun için her biri kendi yuvasında bir kunduza dönmüştür." Bu kitabı okurken zaman zaman Yakup Kadri'nin genel kültür seviyesine hayran kalmamak elde değil. Ahmet Celal'in ağzından yaşanan olaylara kah bir operadan kah bir yunan trajedyasından benzetmeler yapabiliyor ve benzetmelerin çoğunu anlasam da hepsini anlayabilecek bilgi birikiminde olmadığımı itiraf etmem gerek. Ayrıca anlatımının aşırı başarılı olduğunu düşünüyorum, her sayfa sanki tokat gibi yüzüme çarpıyormuş gibi hissettim okurken. Bu kitabın geçmişi ve geleceği anlamlandırmak adına çok çok önemli bir noktada olduğunu ve her Türk vatandaşının okuması gerektiğine inanıyorum.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.