Sabahattin Ali’nin Değirmen adlı eseri 16 farklı hikâyeden oluşmaktadır. Üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde aşk teması baskın gelirken ikinci bölümde toplumsal gerçekçilik ön plandadır. Genellikle 3. kişi ağzından anlatım yapılmıştır. Yazar kötü olduğunu düşündüğü eserlerini bizim yorumumuza bırakarak kitaba eklemiştir. Aslında bu kitap Sabahattin Ali’nin adım adım yükselişinin ayak seslerini gösteriyor. Değirmen adlı hikâyesi diğer hikâyeleri gölgede bırakmıştır. Değirmendeki etki diğer hikâyelerde bulunmadığı için aslında Değirmenin sona saklanması kitabın da etkisini daha fazla artırabilirdi. Değirmende içten ve samimi bir anlatım vardır. Yazar başta okuyucuyla konuşmuş ve “adaşım” diye hitap etmiştir. Bu aslında küçük bir şey gibi görünse de okuyucunun merakını artırmış ve hikâyeye aidiyet hissini büyük bir oranda artırmıştır. Aşkın gerçekliğinin çingeneler üzerinden anlatıldığını görüyoruz. Önce su değirmeni betimleniyor. Olaylar değirmen etrafında şekilleniyor. Daha sonra yazar aşk hakkında konuşuyor ve bundan sonra hikâyesine başlıyor. Sonda yazan “Sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.” cümlesi hikâyeyi özetler niteliktedir. Köylü–çingene ilişkisi ve çingenelerin hayatından kesitlere yer vermiştir.
Kırlangıçlar hikâyesinde hayatı yaşamak ve anlamlandırmaya çalışma düşüncesine yönlendirilmiştir. İki kırlangıcın aşkından, çevrelerine karşı gözlemlerine dayanılarak dünyaya karşı bakış açıları anlatılmıştır. Aslında bunun insan üzerinden değil de hayvan üzerinden anlatılması, yazarın hayal dünyasının genişliğini gösterir. Viyolonsel hikâyesi sadakatin ve aşkın en güzel anlatıldığı hikâyelerden biridir. Mekân ve olayların, karakterlerin gelişimi ve sırası çok güçlü bir şekilde aktarılmıştır. Birdenbire Sönen Kandilin hikâyesiyle benzerlik gösterdiği asıl konu yaşamın geçiciliğidir. Viyolonselde kadının ölümü beklenmedik bir anda ve beklenmeyen olaylarla gelişmiştir. Tıpkı hayatın insanı nereye sürüklediğinin belli olmadığı gibi. Birdenbire Sönen Kandilin hikâyesinde de ifade edilen “Fakat biliyor musun, kollarımın arasından sıyrılıvermesi ne kadar kolay oldu... Onunla aramızda hiçbir mesafe yoktur. Bizim onun haline geçirmemiz için bir sebep bile lazım değil ve bu iskelet bize o kadar yakındır ki, ondan korkmak için ancak bir insan kadar kör ve düşüncesiz olmalıdır.” cümlesi aslında ölüm ne kadar uzak gözükse de ruhun bedenden ayrılmasının bir o kadar kolay olduğunu anlatır. Tıpkı göz açıp kapamak gibi kısa bir süre içerisinde insanlar elimizden kayıp gidebilir. Ancak ruhu ayrılan bir bedenle bir insanın hiçbir farkı olmayabilir. Yazarın ifade ettiği beden yani bir iskeletten korkmak için bir sebep olmaması gerektiği aslında hâlâ kabullenememe durumunu ve o iskelette hâlâ onu gördüğünü gösteriyor olabilir. Hikâyeye adını veren sönen kandil ölümün bir tasviridir ve ölüm birdenbire bir kandili, yani yaşamı, söndürür.
Bir Gemici hikâyesi ile Bir Orman hikâyesinde mağdur bir toplum görmekteyiz. Halkın emeğinin karşılığını alamaması, hakkını aramaya kalktığında da sonucunun hüsran olduğunu görüyoruz. Kanal hikâyesinde kanalın suyunun kırmızılığı Mehmet’le kardeşinin kanına; Konya ovasının ufuklarının sarılığı ise Zağar Mehmet’in benizine benzetilmiştir. Karakter ve mekân bağdaştırması etkili bir şekilde yapılmıştır. Geçmiş ile günümüz, dostluk ile düşmanlık çatışmaları vardır. İnsanın kendi hayatını idame ettirebilmesi için bazen dostunu bu uğurda feda ettiği, ölümle gösterilmiştir.
Sonuç olarak Sabahattin Ali’nin Değirmen adlı eseri, hem duygusal hem toplumsal yönüyle okuyucuya geniş bir dünya sunuyor. Hikâyelerde aşkın, ölümün, insan ilişkilerinin ve toplum yapısının farklı yönleri ele alınmış; her bir anlatı kendi içinde derin bir anlam taşımıştır. Özellikle “Değirmen”, “Viyolonsel”, “Birdenbire Sönen Kandil” ve “Kanal” gibi hikâyelerde yazarın güçlü betimlemeleri ve insan ruhuna dokunan anlatımı öne çıkmıştır. Eserdeki karakterler, mekanlar ve olaylar gerçekçi şekilde verilerek hem insani hem de toplumsal mesajlar ön plana çıkmıştır. Tüm bu yönleriyle kitap, Sabahattin Ali’nin edebi gelişimini ve duyarlılığını gösteren önemli bir yapıttır.