Gönderi

Uyku tutmayan çocuk...
9/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 19:18
7 ciltlik devasa serinin 2. cildini de bitirmiş bulunmaktayım. İlk kitaptaki o yoğun, boğucu, "uyku tutmayan çocuk" odasından çıkıyoruz artık. Bavulları toplayın, çünkü tatile, deniz kenarına gidiyoruz! Bu kitap, serinin ergenlik dönemi diyebiliriz. Hani o her şeyin mümkün göründüğü, duyguların uçlarda yaşandığı, dünyanın merkezinde kendimizin olduğunu sandığımız o yaşlar... İlk kitaptaki o ağır kilise havası ve halanın ıhlamur kokusu gidiyor; yerine tuzlu deniz kokusu, güneş kremi (o zamanlar olmasa da hissi o), lüks otel lobileri ve kıkırdayan genç kızların sesi geliyor. Proust burada empresyonist (izlenimci) bir ressam gibi çalışıyor; her yer ışıl ışıl adeta. İlk kitabı üç ana konuya ayırmıştım. Bu kitap kabaca iki ana kısma ayrılıyor ve hisleri çok farklı: 1. Gilberte Olayı İlk yarıda hâlâ Paris'teyiz. Kahramanımız, ilk kitapta aşık olduğu o küçük kıza, Gilberte'e kafayı takmış durumda. Ama ne takmak! Modern Tabirle "Stalklamak". Anlatıcımız, Gilberte’i görebilmek için onun yürüyüş rotalarında pusuya yatıyor, annesi (Odette) ile iyi geçinmeye çalışıyor, her hareketinden bir anlam çıkarıyor. Proust burada bize şunu öğretiyor: Birine duyduğumuz aşk, o kişiyle değil, bizim kafamızda kurduğumuz hayalle ilgilidir. Ve en önemlisi, unutmak denen o merhem nasıl işler? Gilberte'ten soğuma süreci o kadar gerçekçi anlatılıyor ki, kendi eski aşk acılarını hatırlayıp "Vay be, gerçekten böyle olmuştu," diyorsun. 2. Balbec ve "O" Kızlar İkinci yarıda kahramanımız büyükannesiyle Normandiya kıyısındaki hayali sahil kasabası Balbec’e gidiyor. İşte kitap adını buradan alıyor. Sahilde yürürken bir grup genç kız görüyor. Onları birey olarak değil, hareket eden, gülen, canlı bir "küme" olarak algılıyor. Bu kız grubunun içinden, serinin geri kalanına damgasını vuracak olan Albertine sıyrılıyor. Ama henüz o kadar büyük bir dram yok, sadece flörtöz bakışlar, bisiklet gezileri ve "Acaba hangisinden hoşlanıyorum?" kararsızlığı var. Burada Robert de Saint-Loup ile tanışıyoruz. Zengin, asil, yakışıklı ve kahramanımıza hayran bir dost. Hani her ortamda arkanızı kollayan o havalı arkadaş vardır ya, işte o. İlk kitaptaki gibi burada sadece yatakta dönüp duran bir çocuk yok. Partiler, geziler, sanat sohbetleri, otel dedikoduları var. Kitapta Elstir adında bir ressam var. Onun sanat üzerine konuştuğu bölümler, hayata bakış açınızı değiştirebilir. "Denizi olduğu gibi değil, o an ışığın sana gösterdiği gibi gör," diyor. Proust, kelimelerle resim yapıyor resmen. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, Proust komiktir! Özellikle otel çalışanlarının, snob aristokratların ve sonradan görmelerin taklidini yaptığı yerlerde kıs kıs güldürüyor. Ama samimi olalım, yine de bir Proust okuyoruz. Bazen bir deniz manzarasını veya bir kadının şapkasını anlatması sayfalar sürebiliyor. Ama bu sefer o betimlemeler o kadar renkli ki, sıkılmak yerine "Ne güzel anlatmış be!" diyorsun. Ayrıca kızların isimleri karışabilir. Andrée miydi, Albertine miydi, Gisèle miydi? Başta hepsi bir yumak gibi, ama yazarın amacı da bu zaten: Onların bir "gençlik bulutu" olduğunu hissettirmek. Velhasıl kelam, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, hepimizin hayatında en az bir kere yaşadığı o "büyülü yaz tatili"dir. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen, ilk aşkların, ilk hayal kırıklıklarının ve sanatla, güzellikle tanışmanın hikayesidir. Kitabı kapattığında hissettiğin şey şu oluyor: "Gençlik ne kadar güzel, ne kadar zalim ve ne kadar hızlı geçen bir şeymiş."
Edebiyat
Çiçek Açmış Genç Kızların GölgesindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20212,886 okunma
··
165 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.