Orhan Kemal’in ağlayarak yazdığı bu kitabı okurken kitabın sonuna kadar sinirleriniz atarken hüznün içinde kaybolacaksınız . Hacer öyle bir kaynana ki yaptıklarına çok şaşırdım . Ağzı var dili yok gelini Nazan ‘ a hep Süleymaniye’nin yarım pabuçlusu , evimize geldin de gün gördün diyor. Kendini, geçmişi saraya dayanan bir kadın gibi gösteriyor ama kendi geldiği yer bu günlere gelene kadar yaşadığı hayat hepten beter . Oğlunu gelinine karşı doldurup aralarını bozmak istiyor . Kadın huzursuzluktan mutlu oluyor resmen. Oğlu karısına biraz ilgi gösterdi diye “ bu kadın sana esek dili yedirmis , sana büyüler yapmıs “ deyip yine aralarını bozuyor ve mazhar annesinin huyunu bildiği halde karısına hiçbir şey sormadan hep annesinin sözüyle hareket ediyor . Nazan kocasının aldığı elmas taşlı yüzüğe bile kaynanası laf edecek diye takamayıp sandığa saklıyor . Ama o ne kaynana , ne düzenbaz bir kadın ki o yuzugu buluyor ve ne düzenbazlıklar yapıyor. Oğlunu gelinden soğutmak onları ayırmak için yapmadığı kalmıyor . Ortada küçük bir çocuk var oysa , ona bile acımıyor . Nazan bunların hiçbirini hak etmiyor öyle sessiz öyle çekingen bir hayat yaşıyor kendi içinde ama yok o Hacer’in gözünde Nazan çok kötü . Ne oyunlar etti , oğlunu doldurdu kızı gönderdi , Mazhar da bir kez olsun karısına hiçbir şey sormadı annesinin lafına gitti . Nazan’ın başına çaresizliğigi ve parmağındaki yüzük yüzünden neler geldi de o yuzuge sahip çıktı . Bir yüzüğü kalmıştı kocasından geriye . Çok kötü bir hayat yaşadı , mazhar’ın hiçbir şeyden haberi olmadı .
Kendi hayatını yeniden kurdu olan Nazan’ a oldu.
O küçük çocuğa oldu