Bazı kitaplar vardır;
okurken değil, hatırlarken sarsar insanı.
Peri Gazozu, Ercan Kesal’ın çocukluk, taşra, yoksulluk ve insan olmanın kırılgan hâllerine dair anlattığı kısa ama derin hikâyelerden oluşuyor.
Bir kasaba sineması, bir gazoz kapağı, bir bakış…
Gündelik hayatın içinden süzülen sahnelerle okuru kendi çocukluğuna, kendi sessiz yaralarına götürüyor.
Kesal’ın dili sade ama ağır;
söylemedikleri söylediklerinden daha çok yer kaplıyor.
Bu yüzden kitap bitince bir süre konuşmak istemiyorsun.
Ercan Kesal, taşranın gündelik hayatından yola çıkarak;
yoksulluğu, adaletsizliği, devletle kurulan mesafeli ilişkiyi,
konuşulamayanları ve susarak kabullenilen düzeni anlatıyor.
Hikâyelerin arka planında darbelerin gölgesi, kaybolan umutlar ve “alışılmış” çaresizlik var.
Kesal’ın dili bağırmıyor;
ama tam da bu yüzden söyledikleri çok daha güçlü.
Politika kitapta sloganla değil, hayatın kendisiyle karşımıza çıkıyor.
“Büyümek, bazı şeylere artık sevinecek hâlin kalmamasıydı belki de.”
Peri Gazozu, geçmişin tozlu raflarından bugüne uzanan, içimizi burkan ama iyi gelen bir kitap.
#reklamdeğil Peri GazozuErcan Kesal