Uzunca bir aranın ardından bu kitap adına bir inceleme yazmak istedim. Çok meşhur olmasına karşın bunca zaman raflığımda bir gün okunmayı bekleyen #k:1247... Erteleyişimden anlamış olmalıydım bu kitabı neden bu zamana bıraktığımı, bir bakıma Oblomov' da erteleyişlerin yarım bırakmışların kitabı diyebiliriz.
Oblomov, bir aristokrat, çocukluğunda; hiçbir şey için çaba harcamayan, her istediği önüne sunulan, sorumluluk alma becerisinden yoksun büyütülmüş bir çocuk. Belki de bu yoksunluk, onun gelecekteki Oblomovluk kavramının temelini oluşturacak kim bilebilir. Diyoruz ama net olarak öyle oluyor zaten.
Hayatı boyunca, yaşadığı yerde dahi herhangi bir soruna ancak ve ancak tepkisiz bir dinleme ile karşılık veriyor, olaylar karşısında sadece yakınıp durmayı herhangi bir çözüm yolu bulmak adına kılını kıpırdatmayı bile acizliğinden beceremiyor. Ve bu şekilde hayatı, yaşadığı evin içinden ibaret köy halkından gelen şikayet ve sorun mektuplarını okumak ile geçiyor. Derken bir gün bir nebze de olsa onu yerinden kaldırıp, yaşadığı çevrede neler olup bittiğini, hayatın seyrinin nasıl değişebileceğini kendisine inandıracak arkadaşı çıka geliyor. Oblomov'un ilk değişme isteği bu arkadaşı sayesinde gerçekleşiyor. Arkadaşı oldukça zeki, azimli biri olmasından kaynaklı onun da kendisi gibi olabileceğini en azından kalkıp silkelenmesi gerektiğini ona anlatmaya çalışıyor. Ama Oblomov biraz düzelme yaşasa da yine eski haline kendince tabir edilen Oblomovluk haline geri dönüyor.
Derken zaman geçiyor ve asıl dönüm noktası kilit karakter olan Olga, Oblomov'un hayatına giriyor. Olga'nın güzelliği, Oblomov'un aklını başından alıyor. Kendisini, ruhunu tüm yaşam amacını Olga'ya adıyor. Ve değişmek istiyor. İstemekle kalmayıp bunun için çaba dahi veriyor. Hayat biraz daha yaşanılabilir bir amaç uğruna yaşam daha güzel hale gelebilir oluyor Oblomov için. Olga'nın temel amacı da bu oluyor zaten. Oblomov'u değiştirince onu Oblomovluk'tan çıkartırsa asıl amacına asıl sevgisine kavuşacağını düşünüyor kendince. Kendisini olduğu gibi kabullenmek yerine, kendisinin sevebileceği düzeye getirdiğinde onun değişimine sebep olduğunda daha mutlu olacağını zannediyor. Ve elbette Oblomov bu aşkın da bir aşk değil Olga'ca bir yanılsama olduğunu fark ediyor. Kendini onun sevgisine layık görmüyor. Çünkü aşk da Oblomov'u girdiği o çabasız hayatın içinden çıkartmaya yetmiyor. Oblomov ne yapsa da sadece istemekle kalıyor. Tam anlamıyla ne kendi adına ne de bir başkası adına değişime girmeye, etrafındaki dünyanın farkına varmaya cesaret edemiyor.
Aşk da gidince ellerinden Oblomov o eski haline geri dönüyor. Erteleyen, etrafını duyamayan kendisinin iyiliğini isteyen kimseler adına elinden bir şey gelmeyen bir adam olmaya devam ediyor. Belki de kendince başka türlüsünü bilmediğindendir diye düşündüm okudukça. Her birimiz bazen Oblomov oluyoruz çünkü. Bir şeyleri aslında isteyen ama çabalamayan belki de nasıl çabalanır ya da nasıl istenilir bilmediğimizdendir. Oblomov'a yer yer çok kızsam da kendimden parçalar bulduğum için de bir o kadar üzüldüm açıkçası. O kendi hayatı adına bunu tercih etti. Oblomovca yaşadı... Ya da buna mecbur kaldı.
Keyifli okumalar.
Fyodor DostoyevskiOblomov#295571342