Türklerin Serüveni kitabında Kür Şad İhtilali gerçek mi diye bir soru sorulmuş ve cevaplanırken bu kitaptan bahsedilmişti. Atsız’dan pek haz etmesem, pek çok konuda düşüncelerine katılmasam da Kür Şad İhtilali ile ilgili pek fazla kitap olmadığı için şans vermek istedim.
Kalemine diyecek sözüm yok; akıcı, insanı kitabın içine çeken ve olayları sanki siz yaşamışsınız gibi hissettiren betimleyiş tarzı çok güçlü. Türk töresini, eski Türk yaşayışını ve Türklerin hem fiziksel hem de ruhsal gücünü bütün ağırlığıyla hissettiren anlatımı insanı derinden etkiliyor.
Bazı karakterler benim için unutulmayacaklar arasına girdi: Onbaşı Pars, Almıla, Bögü Alp, Sançar, Onbaşı Sülemiş, Ay Hanım, Urungu, Yamtar ve Yumru.
Almıla’nın güçlü duruşu, Türk kızları adına güzel bir örnekti. Özellikle Şen-king’in kımız içmeye geldiğinde ‘Türk kızlarının korkacak bir şeylerinin olmadığı, pusatlarını da hayvanlar için taşıdıklarını’ söylediği bölüm ile İçing Katun’un zorla buyruk verip onu kardeşiyle evlendirmek istemesine karşın kendisinin de soylu bir Türk ailesinden olduğunu hatırlatıp Türk türesini öne sürerek at yarıştırıp oğlak kapışmayı önerdiği bölümü çok sevdim. Keza Dokuz Oğuzları bir araya toplayıp dik duruşunu bozmayan Ay Hanım da, Urungu’yu tek başına büyütüp yetiştiren Kür Şad’ın konçuyu da güçlü Türk kadınına güzel örneklerdendi.
Pek çok yiğit Türk eri vardı hem akıllara hem de kalplere kazınacak… Bögü Alp mi yoksa Sançar mı daha çok sevdiğim erkek karakter oldu karar veremiyorum. Ama herhalde Sançar’ın ölüm anını ve Bögü Alp’in Kıraç Ata’yla konuştuğu sahneyi asla unutamayacağım. Ve en önemlisi de Sançar’ın kahkahalarını… Onbaşı Sülemiş’in, Yamtar ve Yumru’nun kahramanlıklarını… Buluç’un ihtiyar demirci dedesini ve Gök Türk Devleti’nin tekrar kurulacağını öğrendiğinde büyük bir çeviklikle kılıçlar yapışını…
Urungu’nun gerçekleri öğrendiği an, anasının kımız içemeden ama gerçekleri oğluna söyleyerek ve andını işiterek uçmağa varması… Kür Şad gibi birinin oğlu olup da saklanmak zorunda kalmak... Ve eşine benzeyen kadınla ‘Ölüm Uçurumu’ndan atlamak…
Gök Türk Devletinin yıkılışı fazla tavizin yarardan çok zarar getireceğini gösteriyor bizlere. Evet Türk töresinde, gelenek göreneklerinde hoşgörü vardır, misafirperverlik vardır ancak misafire ev sahibiymiş gibi davranmak yoktur. Türkler bunu unuttukları anda zaten kaçınılmaz sonları başlamış oluyor. Bir bölüm vardı. Şen-king, Kür Şad ile aynı rütbeye getiriliyor: Tümenbaşı oluyor. Çin’e gidileceği sırada Kür Şad, Şen-king’in geç haber almasını sağlayarak zafer elde ediyor. Şen-king alana geldiğinde erlere yağmalamalarını emrediyor ancak erler hareket etmiyor, kendilerinin hiçbir düşmanla savaşmadıklarını, ‘kılıç hakkı’ olan yağmalamanın kendi hakları olmadığını söylüyorlar. Erler, Türk töresini bilmeden yüksek rütbelere ulaşan Çinlilere karşı bilenirken; halk kımız içmek için bile elde ne var ne yol satmaları gerektiği halde, kıtlık içinde kıvrandıkları halde zenginlik içinde yaşayan Çinlileri gördükçe Kağan’a karşı kırgınlıkları artıyordu. Bu küçük gibi görünen olaylar birike birike koskoca Gök Türk Devletini yıkıma sürüklüyordu.
Bozkurtlar, tarihsel gerçekliği tartışmalı olsa bile; Türk töresini, direniş ruhunu ve karakter gücünü okurun zihnine kazıyan, kolay kolay unutulmayacak bir roman niteliğini taşıyor.