Attila, merak ettiğim büyük komutanlardan biriydi. Ancak kitap beklentilerimin altında kaldı. Ben Attila’nın aşk hayatını ya da haremini değil; askerî ve siyasî başarılarını okumayı bekliyordum. “Tanrı’nın Kırbacı” olarak anılan ve Roma İmparatorluğu’na diz çöktüren bir komutan, romanda kadınlara güvenmeyen ama güzel kadınlara karşı zaafı olan sıradan bir erkek gibi anlatılmıştı. Kraliçe Kerka’ya başının üstünde, Prenses Onorya’ya ise kalbinde bir taht veriyordu. Sayfalar boyunca Onorya’ya duyduğu aşktan söz edilirken, yolunu kesen sarışın bir güzel olan İldiko’dan etkilenip onu kısa sürede kraliçe yapması bu duruma iyi bir örnekti.
Kitapta gerçekten ilgimi çeken iki bölüm vardı: Paris kuşatması sırasında adı geçen Azize Jöneviyev (Genevieve)’in kadınları dua etmek için kiliseye çağırdığı sahne ve İtalya seferi sonrası Papa ile Attila arasında geçen konuşma.
Genel olarak bana Muhteşem Yüzyıl’ı hatırlattı; Kanuni’nin askerî ve siyasî başarıları yerine daha çok harem hayatını izlediğimiz dönemler gibi… Yine de tarihî kaynaklardan yararlanılarak yazılmış olması ve Attila hakkında belli bir çerçeve sunması kitabın artı yönlerindendi.