"Duygularımızın gölgesini başkalarının üzerine düşürürüz onlarınki de bizim üzerimize düşer. Bazen boğacak gibi olur bunlar bizi. Yine de onlar olmasaydı yaşamımız kapkaranlık olurdu." diye eski bir mezar yazısına yer verilmiş kitabın baş kısmında. Kitapta da tam olarak bunun, insanı boğulacak gibi hissettiren duyguların, üzerinde durulmuş.
Kitap hakkında birkaç inceleme okudum, sanırım biraz yoğun duygular görmeye alışmışız, sevginin her türlüsünde tutku ve derin bi' bağlılık hissedince çekiliyoruz olayın içine. Ama burada sevgisini hissettiremeyen daha doğrusu nasıl hissettireceğini bilmeyen bir baba görüyoruz; Martijn van Vliet. Belki de daha da ötesinde sevmeyi bilmeyen bir baba...
Kızının kendisine göstermediği sevgiyi başkalarına göstermesini kabullenemeyen hatta onları kıskanan (buradaki Lea'nın sevgisini de abartı beklemeyin, sevmeyi bilmeyen bir babanın ne kadar sevebilen bi' kızı olabilir ki zaten!) ama kızı keman çalabilsin diye onun için tüm fedakârlıkları yapan bir baba... Çünkü Lea'nın sevgisini kazanmak için aracı olabileceğini düşünüyordu bu fedakârlıkların, ama her seferinde hayal kırıklığına uğradı.
Lea ise annesinin ölümüyle gömüldüğü yalnızlıkla baş edemedi, kemana tutundu/ tutunmaya çalıştı. Aldığı eğitimlerle kendini mükemmel bir şekilde geliştirdi ama sadece müzik konusunda. İnsanlarla arasına koyduğu mesafe, yaşadığı stres bedensel tepkilerle açığa çıkıyordu. En sonunda da buna dayanamadı. Dayanılabilir miydi?.. emin değilim. Lea'nın babasıyla kuramadığı bağ dünya ile de bağ kuramamasına neden oluyordu. Sessizliğiyle, içe dönüklüğüyle kendini korumaya çalışıyordu ama aynı zamanda da tüketiyordu.
Baba ile yakınlık kurmaktan korktuğunu bile düşünebiliriz, sonuçta yakınlık kurduğu annesini küçük yaşta kaybeden bir çocuğun babasıyla yakınlık kurduğunda onu da kaybedeceğini düşünmesi ve içe dönük olmayı seçmesi bana çok olası geliyor.
Zor ilerleyen bir kitap olduğuna katılıyorum ama Pascal Mercier vermek istediği duyguyu tam olarak vermiş. İnsanın, kızına teselli etmek için defalarca sarılmak isteyip sarılamaması... ben bu derinliği, abartılan hiçbir aşk romanında göremedim maalesef. En yakınların bile nasıl en yabancıya dönüştüğünü güzel bir şekilde anlatmış yazar.
Keyifli okumalar.
Okurken sürekli başımı salladım. Sevgiyi bilmeyen bir babanın, sevilmeyi bilen bir çocuk yetiştirmesinin ne kadar zor olduğunu çok iyi anlatmışsınız. Kitabın zor ama gerekli ağırlığı incelemeye de geçmiş.