Sahi; yokluk dediğimiz şey sadece fiziksel bir şey midir?
Varken yok olan şeyler daha can yakıcı değil midir?
Tıpkı, varken hiç olmayan anneler gibi…
Her an fiziksel anlamda yanında olup da seni hiç görmeyen, sevmeyen, bir kere bile sarılmayan, saçlarını taramayan, yanağını okşamayan, sana bir hiçmişsin gibi muamele eden eğer annense; sonrasında hayatında hiçbir zaman hiçbir kimsen olmuyor, olamıyor.
Çünkü dedim ya: “Annen yoksa kimsen yoktu hayatta…”
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Bugün çok duyguluyum yukarıdaki girişten de anlayacağınız üzere… Çünkü bundan yaklaşık iki yıl önce okuduğum ve kalbimi paramparça eden Kambur kitabının beklediğim yeni baskısı sonunda yayınlandı, hem de genişletilmiş haliyle… Kavuştuk sonunda Acibe’m ile… Yine ağladım, yine yaralandım, yine incindim, yine öfkelendim ve yine çok çok etkilendim…
Esra Kahya ’nın Kambur kitabı 2021 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’ne layık görülen bir eser. Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği bu tören için sınırlı sayıda basılmasından dolayı ben kitabı Yüksel Yüksel ‘in önerisiyle PDF şeklinde okumuştum. Telif hakkı süresi dolup da 2026’da tekrar basılacağı, Acibe ile fiziksel olarak kavuşacağım günü bekliyordum uzun zamandır. Ve sonunda geçtiğimiz günlerde kitap Bir İntihar Çok Ölüm ismiyle, genişletilmiş ve yeni eklenen kısımlarıyla tekrar basıldı ve hemencecik alıp okudum.
Acibe’m…
35 yaşında kambur bir kızın intiharı ile başlıyor roman.
“Ben bu gece kendi isteğimle öldüm. Otuz beş yıl süren bir kâbustan uyanmak için bunu yapmak zorundaydım ve yaptım. Pişman mıyım? Belki, biraz… Yaşayan her insan kadar pişman ve ölen her insan kadar eksik işte.”
Bu paragraf daha ilk baştan içine çekiyor sizi. Acibe’nin kendi tabutu başındaki solosu ile okuyoruz bütün hayatını kendi ağzından. Annesi olacak Müsemma’dan nefret ede ede ilerliyoruz, ağlıyoruz, duruyoruz ve düşünüyoruz… “Bir anne nasıl olur da kendi çocuğunu sevmez? Bir anne nasıl olur da kendi evladından nefret eder, tiksinir? Bir anne nasıl olur da yavrusunda utanır?” diye diye devam ediyoruz. Ve anlayamıyoruz gerçekten de nasıl olduğunu…
Tüm bunlar her ne kadar kurgu gibi görünse de ne yazık ki ama ne yazık ki çocuğunu sevmeyen, fiziksel ve psikolojik olarak büyük zararlar veren anne bozuntuları aklımıza geliyor ve daha da kahroluyoruz…
(Narin ve annesi olacak kadın geldi benim aklıma mesela…)
Sonra Nazenin çıkıyor sahneye… Acibe’nin ablası… O da tıpkı kardeşi gibi masum… O da sevgisiz büyüyen, küçük yaşta omuzlarına büyük yükler bindirilen, çareyi kaçmakta bulan fakat kaçmanın çare olmadığını, kaçarken kendinden kaçılmadığını, geçmişinin bir gün gelip karşında mutlaka duracağını öğrenen ve gerçeklerle yüzleşmesini de çok ağır şekilde yapan karakterimiz. Sen de yüreğimi parçaladın be Nazey… Ama yine de keşke Acibe’yi öyle bırakmasaydın be Nazey… Ne bileyim, keşke yaşarken biraz sevseydin, en azından sen sevseydin…
Müsemma… Adı batasıca… Acibe’nin biyolojik annesi… Bir insandan ne kadar nefret edilebilirse o kadar nefret ettim senden. Kendini anlattığın o mektuplar, o günlükte yazanlar yok mu… Okurken sinirden başıma ağrılar girdi. Kendini savunma şeklin de aynı kalbin gibi iğrenç, mide bulandırıcı… Ama Acibe’nin sana attığı o son dakika golü yok mu… Kitabın sonunda öyle sevindim öyle sevindim ki… O çatı katında çürü inşallah…
Bu genişletilmiş basımda kitaptaki erkek karakterlere de vermiş sözü yazarımız. Meskur, Turgut, Rasim, hatta Faruk Nafiz bile söz almış ve Acibe’nin dünyasının her detayını her ayrıntısını aktarmış yazar okuyucusuna… Bu da bizi empatinin doruklarına ulaştırmış. Olayların her bir bireyin dünyasında nasıl farklı yer edebileceğini, her insanın iç dünyasının nasıl da bambaşka ahenge sahip olduğunu, herkesin kendine sakladığı sırların bulunduğunu görmek açısından da çok kıymetli buluyorum bu eseri. Ama ne kadar empati de yapsak bazı insanların bazı şeyleri neden yaptığını hiçbir zaman anlayamayacağım ve anlamak da istemiyorum… Çünkü bazı insanlar bence saf kötüdür ve anlamaya çalışmak bile bizim içimize kötülüğün bulaşmasına neden olabilir.
Esra Kahya öyle bir yazmış ki çok basit gibi duran dili aslında o kadar derin ve yoğun ki…
Özellikle Acibe ve Nazenin’in çocukluk anıları birçok kişiye o kadar tanıdık gelecek ki… Hele ki sevilmemiş, duyulmamış, görülmemiş bir çocukluk yaşadıysanız eminim ki bu kitap sizi delip geçecektir. Çünkü:
“Birini öldürmek için ille silah gerekmezdi. Esirgenen sevgi de bir suç aletiydi.”
Ve bence ilk basım olan Kambur hali tam bir altın vuruştu… Yeni versiyonunu da çok beğenmekle beraber Kambur’un yeri bende ebediyen kalacaktır. PDF bile olsa o halini de okuyun mutlaka dostlar…
Esra Hanım’ı okuduğum üç kitabında gözlemlediğim eksikliği ise erkek karakterleri hep aynı tonda yazması. Hepsinin dili aynı gibi. Tepsideki Melek ‘te de bu kitapta da erkek karakterlerin her biri argo konuşan, birbirine üslup olarak çok benzeyen tipler. Bence Esra Hanım’ın bunun üzerine biraz çalışması gerekiyor.
Biz edebiyatseverler hep yazarlara zamanında gereken değerin verilmediğinden dert yanarız. Büyük büyük yazarların yokluk içinde öldüğünden, kıymetinin bilinmediğinden dem vururuz. Peki kendimize şunu soralım: Günümüzdeki yazarlarımıza yeterince sahip çıkıyor muyuz?
İtiraf edelim ki çıkmıyoruz, hele yerli ve yeni yazarlar ise söz konusu olan, birçok kişi burun kıvırıyor, okumaya tenezzül bile etmiyor maalesef… İşte ben bugün bir edebiyatsever olarak üzerime düşeni yapıp size ileride Türk Edebiyatına ismini altın harflerle yazdıracak bir isimden bahsettim. Özellikle incelemesini yaptığım kitabı ile bir gün dünya çapında okunup tanınacağına çok inanıyorum. Çünkü yazdıkları, anlattıkları, kaleminin duygusu öyle içten, öyle evrensel ki dünyanın her yerinde okuyanların kalbine bıçak gibi saplanacak cinsten… Zeze nasıl tüm dünyada hafızalara kazındıysa bence bir gün Acibe de çok uzak diyarlarda bile birilerinin yüreğine işleyecek. Lütfen Esra Hanım gibi değerlerimize sahip çıkalım… Lütfen bu kitabı alalım, okuyalım, okutturalım…
Kitap ile, sevgiyle kalın dostlar…
Görüşmek üzere…
LULU Çok şanslısınız o halde…🫂 Keşke her çocuk sevgi dolu anne babalarla büyüyebilse 🥹Evet Esra Hanım yorumlarıyla beni çok mutlu etti. Zaten çok nahif bir insandır, yazdıklarıyla bile belli ediyor kendini. Umarım en kısa zamanda siz de tanışırsınız Acibe ile…🌸📚🤍