Fatih-Harbiye, Doğu–Batı çatışmasını anlatayım derken meseleyi biraz fazla yüzeyde bırakan bir roman. Yazarın derdi belli: gelenek ile modernlik arasındaki gerilimi göstermek. Ama ortaya çıkan şey, derinlikli karakterler yerine, fikirleri temsil eden tipler oluyor. Neriman neredeyse bir “kararsızlık vitrini”; duyguları gerçek bir insan gibi dalgalanmaktan çok, yazarın vermek istediği mesaja göre yön değiştiriyor.
Romanın en zayıf tarafı, karakterlerin psikolojisinin tam oturmaması. Neriman’ın gelgitleri doğal bir iç çatışma gibi değil de “şimdi Batı’yı seveyim, sonra pişman olayım” şeklinde ilerliyor. Bu da okurda samimiyet hissini zayıflatıyor. Macit ve Şinasi ise neredeyse iki ayrı kutup gibi çizilmiş; gri alan pek yok. Hayatın karmaşıklığı, romanda biraz düzleştiriliyor.
Anlatım akıcı, dili sade; bu yönüyle rahat okunuyor. Ama tam da bu sadelik, meseleyi derinleştirmek yerine basitleştiriyor. Doğu–Batı meselesi büyük bir tartışma alanıyken, roman bunu bireysel bir kararsızlığın etrafında, oldukça dar bir çerçevede ele alıyor. Okur, büyük bir toplumsal çatışma yerine, tahmin edilebilir bir ikilem izliyor.
Genel olarak Fatih-Harbiye, dönemini anlamak için okunabilecek bir metin; ama bugün okunduğunda karakter derinliği ve çatışma zenginliği açısından biraz “ezik” kalıyor. Büyük bir fikri var, ama onu taşıyacak kadar güçlü bir hikâye kuramıyor.