Kitabı sadece okumadım, resmen her sayfasını yaşadım... Gerçekten de yazarın neden bu kadar çok sevildiğini çok çok daha iyi anladım. Sisle Gelen Yolcu kitabını çok iyi bulmuştum ama bu onu da geçti. Gerçekten o kadar gerildim ki okurken, her an bir şey olacakmış, sanki katil arkamda belirecekmiş gibi hissettim hep. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum...
Yazarın kitaplarında güçlü, pes etmeyen, aklını kullanabilen kadın ana karakterler yazması da ayrıca hoşuma gitti. Genelde polisiye tarzı kitaplarda erkek karakterler baskın olurken, kadın karakterler daha aptal, düşüncesiz ve aceleci olur. Bunda ise tam tersi, erkek karakter aptalca davranan, elini cebine bile atmayan birisi. Féraud kadar sinir bozucu bir erkek karakter görmedim. Her hareketi battı resmen. Jeanne de tüm bu hareketlerini aptalca bulmasına rağmen niye her yere onu da sürükledi asla anlayamadım...
Jeanne Korowa, sorgu yargıcı olarak görev yaptığı esnada, arkadaşına garip bir cinayet vakası gelir. Yamyamlık ve garip bir ritüelin parçası olan kurban, ne ilk ne de son olacaktır. Bu cinayetleri çözmeye çalışan yargıçlar, hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşırlar...
Geçmişinden kaçamayan Jeanne, benzer cinayetleri görünce soruşturmaya devam eder. Tüm oklar Manes Ormanı'nı göstermeye başlayınca uzun bir yolculuk yapmaya karar verir ve vahşetin gizli olduğu, çeşitli efsanelerle çalkalanan ve girilmeyen Ölü Ruhlar Ormanı'na girmeye, bu gizemi çözmeye çalışır...
Keyifli okumalar dilerim...