Yunanca Dersleri anlatması zor bir kitap. Hatta baştan söyleyeyim, kolayca “konusu şu” denecek bir roman değil. Çünkü burada anlatılan şey bir hikâyeden çok bir hâl. Konuşma yetisini kaybetmiş bir kadın var; bir de görme duyusu yavaş yavaş silinen, Yunanca öğreten bir adam. Kitap bu iki kırılgan insanın etrafında dolaşıyor ama dolaşmak kelimesi bile fazla iddialı kalıyor. Daha çok duruyor, bekliyor, susuyor.
Olan bitenlerden ziyade, olamayanlar önemli. Söylenemeyenler, yarım kalanlar, temas edemeyenler. Aralarında klasik anlamda bir aşk da yok aslında. Daha çok, birbirinin eksikliğine tutunma hâli var. Yan yana durmak, tamamen yalnız kalmamak için. Hepsi bu.
Han Kang’ı okurken hep aynı hissi yaşıyorum. Şiddeti, travmayı, kaybı anlatıyor ama bağırmadan yapıyor bunu. Vejetaryen’de bedeni merkeze alıyor, Çocuk Geliyor’da kolektif bir travmaya bakıyor, Beyaz Kitap’ta yasın etrafında dolanıyor. Kelimeleri azaltmayı, boşlukları büyütmeyi seviyor. Yunanca Dersleri sanki bu çizginin en içe kapanık hâli. Burada şiddet dışarıda değil; dilin içinde, hatta dilin çöktüğü yerde.
Bu kitabın değeri meselesi biraz burada başlıyor. Büyük, çarpıcı, sarsıcı bir roman mı? Değil. Ama zaten böyle bir iddiası da yok. Olay örgüsüyle yakalamıyor insanı, bir mesaj vermeye çalışmıyor. Daha çok yavaşlatıyor. Okurken bile değil belki, bitirdikten sonra. İçinde kalan bir sessizlik gibi. Benim için kıymeti tam da burada.
Tabii ki kusursuz değil. Yer yer fazla soyut. Hatta zaman zaman mesafeli, soğuk bile bulunabilir. Karakterlerin bilerek silik bırakılması herkesin bağ kurmasını zorlaştırıyor. Han Kang’ı ilk kez okuyan biri bu kitabı zayıf da bulabilir, şaşırmam. Sabır isteyen bir metin; acele okurla arası pek yok.
Diğer kitaplarıyla yan yana koyduğumda şunu düşünüyorum: Vejetaryen daha sarsıcı, Çocuk Geliyor daha politik, Beyaz Kitap daha şiirsel. Yunanca Dersleri ise belki en az gösterişli olanı. Ama en damıtılmış olanı da bu. Han Kang burada artık anlatacak şeyden çok, anlatamama hâlini yazıyor. Konuşamayanların, susarak var olmaya çalışanların romanı. Sessiz, evet. Ama kolay kolay geçip gitmiyor.