-Şu genç kızın gülüşü içimi ısıtıyor, onun farkındayım. O kadar temiz bir yüzü, ve o kadar sıcak ve içten bir gülüşü var ki, gözüm kendiliğinden ona gidiyor.
-Evet, şu on dört-on beş yaşında görünen kızdan söz ediyorsun, değil mi?
-Evet.
-Benim de dikkatimi çekti. Şimdi o kıza iki türlü bakmanı istiyorum: Varsay ki, bu genç kız, her gün buraya geliyor, ve bu saatlerde burada oluyor. Yılın hangi ayında, ayın hangi gününde gelirsen gel, bu kızı burada böyle güler yüzüyle görebilme olanağın var. Bu anlayış içinde kıza bak.
-Peki, o gözle bakıyorum. "Ben bu güler yüzlü kızı, istediğim zaman görebilme şansına sahibim," diye düşünerek bakıyorum.
-Böyle bakarken hissettiklerini aklında tut.
-Peki.
Bir süre sustum. Arif Bey bir ara gözlerini kapadı; neler hissettiğini iyice kavramaya çalışıyordu. Ona duygularını gözlemek için yeteri kadar zaman verdikten sonra, konuşmaya devam ettim:
-Şimdi, aynı kıza şöyle bakmanı istiyorum. Bu kızın ölümcül bir hastalığa yakalandığını biliyorsun; şu anda gördüğün bu cıvıl cıvıl kızın ancak bir haftalık ömrü var. Çevresindekiler söylememişler, öleceğini bilmiyor; fakat biliyorsun. Şimdi kıza bak.
-İçim burkuldu, Doğan Bey, inşallah böyle bir hastalığa hiç yakalanmaz. O kadar genç ki; o kadar hayat dolu ki.
-Ama sen, "öleceğini" biliyormuşsun gibi ona bak.
-Peki, şimdi o gözle bakıyorum. İçim hüzünle doldu.
-"Her zaman görebileceğin biri," olarak baktığında hissettiklerinle, "bir hafta sonra ölecek biri" diye baktığında hissettiklerin arasında fark oldu mu?
-Hem de nasıl! İlkinde yüzeyseldim. Şimdi ise bütün dikkatimle bakıyorum. Şimdi o kızın tam anlamıyla farkındayım; onun varlığını tümüyle algılıyorum; her davranışını, her hareketini en ince ayrıntılarıyla gördüğümün farkındayim. Kendi duygularımın farkındayım. Şu anın farkındayım.
Bu noktada Arif Bey gözlerini kıstı, bana baktı, önemli bir şeyi keşfeden bir insanın heyecanı içinde konuşmaya devam etti:
-Evet, belki de en önemlisi bu; şimdi ve burada olduğumun, yaşadığımın ve bir daha geri gelmeyecek şekilde şu anda var olduğumun farkındayım.
-Hangi algılaman daha zengindi?
-İkincisi!
-Hangisinde duyguların daha yoğundu?
-İkincisinde!
-Ve hangi algılamanda genç kız daha dikkate değer, bakmaya, üzerinde düşünmeye değerdi?
-Yine ikincisinde!
-Peki niçin?
-Çünkü, onu bir daha göremeyeceğimin farkına vardım. Bir daha şu anı yaşayamayacağımın farkına vardım. İçinde bulunduğum şu anın ve onun tekliği çok belirginleşti.SavaşçıDoğan Cüceloğlu