Esin, hastaların "misafir", hemşirelerin "abla", başhekimin ise "baba" diye adlandırıldığı tuhaf bir akıl hastanesinde uyanır. Buraya neden ve nasıl getirildiğini hatırlayamayan genç kadın, önce isyan etse de zamanla kurallara uyarsa daha az zarar göreceğini anlar. Elinden geldiğince uyumlu görünmeye çalıştığı süreçte bir yandan bu acayip "Ev"in sırlarını çözmeye, bir yandan da buraya neden ve nasıl getirildiğini öğrenmeye uğraşır. (Kitabın arka kapak yazısından alıntıdır.)
İlk öncelikle hastaneye neden ev hastalara misafir, hemşirelere abla, abi, başhekime ise baba hitaplarını kullanmış Nermin Yıldırım buna yine kitaptan bir alıntıyla göz atalım:
- "Başlangıçta, tercihe bağlı kullanabileceğimiz bir fikir olarak doğdu, sonra hızla kaideleşti. Artık hastalara hasta dememiz yasak, iyileşmelerine menfi tesiri oluyormuş. Burası da hastane değil, Ev; kendilerini daha sıcak bir atmosferde hissedebilmeleri içinmiş. İlk duyduğumuzda hepimiz, insan misafir olduğu evde kendini ne kadar rahat hissedecek ki, diye düşünmüştük. Ama Hayrullah Bey(başhekim yani baba) akıllı adam; meğer tedavi ümitlerini çürütmemek, buradan çıkıp gidebileceklerine dair inançlarını zedelememek için bilhassa misafir sözcüğünü seçmiş."(sayfa 49)
Kitapta bir çok konuda olan metaforik anlatım burada sistem eleştirisiyle başlıyor diyebiliriz aslında.
Roman,hep ikilikler üzerinden ilerlemekte. Kitabın ana karakterleri ve anlatıcıları olan Rikkat ve Esin başta olmak üzere her şeyin zıttıyla anlatıldığı bir kurgu söz konusu. Rikkat geçmişe bir perde aralarken Esin geleceğini sorguluyor. Dışarıdakiler ve içeridekiler, normal ve anormal-burada ayriyeten bir parantez açmak isterim Nermin Yıldırım normal ve anormal hakkında şunu söyler: "Normal nedir? Birinin anormal olduğuna hangi normaller karar verir ve normalle anormali çizen o sınırlar nelerdir?" bunu devamlı sorgulatıyor aslında kitapta da- ölüm ve doğum, hüzün ve neşe, kırgınlık ve affetme, sevmek ve sevilmemek, karamsarlık ve umut...
En başta sistem eleştirisinden bahsederken metaforik anlatımdan bahsetmiştim. Buralara biraz daha değinmek isterim. Yer yer "Ev"in tasviriyle içerisinde bulunulan, bulunulmasa dahi bilinen bazı gerçeklerle karşı karşıya bırakıyor Nermin Yıldırım. Yine kitaptan alıntılarla açıklamak isterim:
-" Diğer günler her grup kendi binasının ic bahçesinde eşelense de, herhalde kocaman bir aile olduğumuzu görelim diye pazarları hepimizi biraraya topluyorlar. Pazar günleri, birlik ve beraberlik zamanı, aynı gemide olduğumuzu hissetme, batık gemileri düşünüp su su almadığımıza şükretme zamanı...Mutlu olduğuna inanmaya çalışan aileler hep böyle yapmaz mı?"(sayfa 8)
Yani içinde bulunulmuş veya hali hazırda hala bulunulan evlerin bir metaforu. Aslında hepimiz benzeri "Ev"lerde yaşıyoruz da kimimiz çaktırmıyor, kimimiz duygularını kapatarak bu durumu kabullenmiş, kimimiz hapsolmuş ve bir çıkış yolu bulamıyor, kimimiz de durumun vehametini anlamış ve bir çıkış yolu arıyor, Esin gibi mesela.
Anne-kız ilişkisi de yine sıklıkla vurgulanan konulardan bir diğeri. Rikkat ve annesi Rukiye üzerinden de bu meseleyi görüyoruz. Yine kitaptan bir alıntıyla devam etmek isterim, bu ilişkiyi- benim icin en azından- özetleyen bir alıntı niteliğinde çünkü.
-"Keşke öyle yükseğe uçsaydı ki salıncak, başın bulutlara değseydi," diyor. Dudaklarım gevşiyor, gülümseyecek oluyorum ama lafını, " sonra o top top bulutların arasından süzülüp de bir güzel düşseydin," diye sürdürüyor. İrkiliyorum, içime bir üşüme geliyor. Yere kapaklanmış bir kız çocuğu hayal ediyorum ister istemez. Düşsem, nasıl da utanırdım diye geçiriyorum içimden, başımı kaldırıp etrafıma bile bakamazdım. Annem çocukken yaptığı yanıldığımda yaptığı gibi, cık diye dilini şaklatıyor:
"Düşsen sırf kalkmayı değil, düşmekten utanmamayıda öğrenirdin. Yeniden ağlamayı bile belki. Ha Rikkat, ha kızım?"
Her şeye rağmen Rikkat annesine hiçbir zaman kızgın kalamamıştır ve kendince onu affeder ve bunu şu sözlerle yine başka bir sayfada ifade eder:
-"Yine de kendi kalbimi savunurken annemi de affettim. Sevdikleri tarafından yeterince sevilmemek, insanı sahiden de zor sevilir biri kılıyor bazen. Annem yine iyi dayanmıştı. Düşmemek için birbirimize dayanmıştık. Yine de düşmüştük. Olsun."
Yazarsam daha da fazla yazacağım gibi hissediyorum. Esin'den çok bahsetmedim mesela, Adalı'dan, Canan'dan...Çok detaylı bir anlatım yapıp okuma zevkinizi gölgelemek istemem.Yani her şeyi de anlatmak istemiyorum bir yandan derken baya bir anlatmışım yine de. Velhasıl mutlaka tavsiye ettiğim bi kitaptır Misafir. Nermin Yıldırım ile uzun zamandır tanışmak istiyordum. Nasip bu kitabaymış. Çok da mutlu oldum bu kitapla tanıdığım için. İçeridekiler ve dışarıdakilerle, onların hikayeleriyle siz de mutlaka tanışmalısınız...