Biz ölümün çocuklarıyız. Hayatın aldatmacalarından ancak ölüm kurtarır bizi. Hayatın içinden bize seslenir, bizi yanına çağırır. Henüz insanların dilini anlayamadığımız yaşlarda, bazen oyunun ortasında durakalırız ya, işte bunun sebebi o an ölümün sesini işitmemizdir. Bütün hayatımız boyunca bize el eder durur ölüm. Hiç kimsenin başına gelmedi mi acaba? Hani bazen birdenbire, sebepsizce düşüncelere öyle derin dalar da insan zamanı ve mekanı unutur, hatta neyi düşündüğünü bile bilmez. Daha sonra kendi durumuna ve dış dünyaya yeniden aşina olmaya çalışır. İşte bu, ölümün sesidir.
Dünya gözüme boş ve kederli bir ev gibi göründü. Göğsümde bir ıstırap dolanıp duruyordu sanki. Şimdi evin bütün odalarını yalınayak dolaşmak zorundaydım.
Onların hayatları, yılın mevsimleri gibi belirli bir sınıra sahiptir. Yılın mevsimleri gibi ılıman yerlerde geçer onların hayatları. Oysa benim hayatımda tek bir mevsim oldu ve hep aynı haldeyim. Sanki bütün hayatım soğuk bir yerde ve sonsuz bir karanlıkta geçmişti. Ne var ki içimde beni mum gibi eriten bir ateş var daima.