Öncelikle Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan okuduğum ilk eserdi. Ve bence kitabın ilk ismi olan “alafranga”, çok uygun biri isimmiş. Gerçi Meftun da “şıpsevdi” adını gayet güzel taşıyor…
Osmanlı’da tanzimat sonrası batılılaşmaya çalışma daha doğrusu, yanlış batılılaşma konusu hepimizin malumu. Hüseyin Rahmi de bu konuyu mizahi bir dille ele almış. Baş karakterimiz Meftun, Fransa’ya eğitim için gönderilmiş. Fakat hiç şaşmaz batının ilimini, bilimini, düşüncelerini öğrensin gelsin memlekete faydası dokunsun diye beklenilen Meftun, mirasyedi, sözde batılı; gösterişli kıyafetler, yüzeysel hareketlerle tam o dönemin yanlış batılılaşma konusuna örnek bir züppe olarak geri döner. Fransa’da okusun diye gönderilen paraları eğlencelerde, balolarda, en gözde mekanlarda gezerek harcamış ve nihayet ülkeye döndüğünde öğrendiklerini ailesine aktarmak gayretine düşmüştür. Özellikle yemek sofrasında kalabalık ailesine sofra adabı dersi verirken kahkahalarıma hakim olamadım.
Tabii kitabın tamamı böyle kahkahalarla okunacak gibi değildi.
Meftun’un batıyı şekilce bu kadar benimsemesine karşılık kardeşi Raci tam bir Doğu insanı olarak birçok kez abisini uyarır fakat sonuç alamaz. Bir de tabii Hacı Kasım efendi ve kızı Edibe var ki cimriliğe bir isim verilmemiş olsa bu adam yek başına bu kavramı karşılardı herhalde. Hacı amca zengin fakat varyemez. Paranın kokusunu alan Meftun türlü yalan dolan, hile hurda ile Edibe ile evlenir. Hacı amcanın oğlu Mahir ile de kız kardeşi. Bu kızın da hayatını kaydırır yani. Hatta Mahir’in de! Evdekiler yetmedi çünkü!
Geleneksel tarzda yetişen bu kızlar (Meftun’un kız kardeşi Lebibe ile teyze kızı Rebia), hem geleneksel kültürün baskıları arasında sıkışmış hem de Batı’yı yanlış algılamanın yol açtığı ağır bedelleri ödemek zorunda kalmışlardır. Özellikle Rebia’nın yaşadıkları, günümüzde bile toplum tarafından kolayca kabul edilebilecek şeyler değil; ancak bu durum, aynı toplumun süregelen ikiyüzlülüğünü de açıkça ortaya koymaktadır. Yalnızca Rebia değil, tüm kadınlar, erkeğin aklandığı; yaşanan her şeyin sorumluluğunun ise kadına yüklendiği bir toplumsal gerçeklikle yüzleşmektedir. Bu durum, bugün de hâlâ içler acısı bir şekilde varlığını sürdürüyor ne yazık ki!
Hüseyin Rahmi’nin yarattığı karakterler o kadar gerçek ki okurken etinizle kemiğinizle nefret ediyorsunuz o kişiden. Örneğin Azize hanım. Onun dedikoduculuğu okurken sanki mahalle arasında gerçekten onu dinliyor gibi tiksindim ondan. Ayrıca kitabın sonunun “beklediğimiz” gibi bitmemesi beni hem sevindirdi hem de üzdü. Üzdü çünkü kötü kötülüğününün cezasını hak eden layığını bulsun istiyorum; sevindirdi çünkü öyle olsaydı roman bu kadar çarpıcı olmazdı.
Roman yalnızca yanlış batılılaşma eleştirisi değil modernleşme çalışan bir toplumun çektiği doğum sancılarını da anlatıyor. Modernleşme konuştuğun dile sırtını dönmek, şık kıyafetler giyip balolara gitmek, konuşurken araya Fransızca kelimeler sıkıştırmak değil; bilgiyi, eleştirel düşünce ile harmanlayarak kendi kültürüne entegre edebilmektir. Ve bunun yanlış örneklerini bugün de yaşadığımız toplumda görebilmekteyiz…
Sözün özü ben romanı beğendim. Bu konulara merakım var diyen okusun, pişman olmayacaktır. 
ŞıpsevdiHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,404 okunma