10/10
·603 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 01:12
Grange’ın yine sevimsiz olan ama bir şekilde de sevdiğimiz kahramanı/kahramanları ile olan bir başka insanı rahatsız eden güzel romanı. Grange’ı aslında güçlü yapan unsulardan en başında olanı benim için romanlarındaki kahramanlarının tam olarak iyi olmaması diyebilirim. Grange’ın dünyasında “saf iyi” diye bir şey olduğunu söyleyemem. Romanları siyah-beyaz değil, kirli gri tonlardan oluşur. Romanlarında anlarız ki O’nun temel bakışı: İnsan doğası karanlıktır; iyilik bile çoğu zaman kusurludur. Bunun için de her bir romanında kahramanlarında aşağıdaki durumları net şekilde görürüz. - Kahramanları genel olarak travmalıdır. - Takıntılıdırlar. - Şiddete meyillidirler. - Ahlaki sınırları esneyebilen, belki de hiç olmayan kişilerdir. - Bazı durumlarda empati yoksunudurlar. - Bazen de kitap içindeki suçlulara fazla benzeyen, katilden ayırt edemediğimiz tiplerdir. Bir nevi romanlarında işlediği ana konu, canavarı yakalamak için biraz canavar olmak gerekir mottosuna uygun kişilerdir. Tamamen iyi olan bir insan, gerçek bir kötülüğü anlayamaz çünkü. Bu yüzden de kahramanları şiddete dayanıklıdır. Suçlunun zihnine girebilir ve etik çizgiyi aşabilirler. Yasaları esnetir, kendi yasaları ile ilerleyebilirler ama bu öyle Amerikan filmlerinde ya da kitaplarında olan kural tanımaz dedektif ajan tarzında olan klişe şeklinde de değildir. Empatiden yoksun, sezgiyle hareket eden tiplerdir. Bunun için de Grange düz bir şekilde polisiye roman yazmak yerine psikolojik gerilim ile harmanlanıp şekil verilmiş polisiye-psikolojik gerilim olarak güçlü eserler çıkarmaktadır. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Grange karakterlerin neredeyse hepsinde: - Çocukluk travması - Aile kopukluğu - Kimlik krizi - Bastırılmış öfke vardır. Bu yüzden de karakterleri: - “Normal” biri değildir - Sosyal olarak sorunludur - Yalnızdır - Çoğu zaman duygusal olarak sakattır - Madde kullanımı ya da alkol bağımlılığı vardır. Ama tam da bu yüzden biz okurlar onlara daha çok yaklaşırız, onun iç çatışmasını atmosfere bağlı olarak gerçek buluruz. Eğer ki karakterleri tamamen iyi, doğruyu bilen, etik açıdan kusursuz olsaydı hikâye çok hızlı tükenirdi. Grange ise bu şekilde karakterler canlandırarak sürekli olarak gerilim motorunu yüksek devirde çalışır tutar, “Bu adam suçluyu yakalıyor ama kendisi de ne kadar masum?” sorusunu düşüncelerimize verir. Biz okurlar da “Bir noktadan sonra o da çizgiyi geçecek mi?” ya da “Suçlu arasındaki fark tam olarak nedir?” diye sorup kitap içinde kendimizi daha çok hissetsek de bazı okurlar sırf bu yüzden Grange’ı pek sevmezler ama dedim ya Grange tam olarak budur, sevilmek için değil rahatsız etmek için yazar. Seven okurları roman kahramanı ile empati kurar ama güvenemez. Yakın hisseder ama mesafe koyar. Hatta hayran olur ama tedirgin de olur. Bu ikili durumdur işte Grange romanlarındaki esas kalite. Sürekli Grange konuştun e hani nerede Mermer Adam yorumu diyorsunuz biliyorum. Mermer Adam da bu maddeler eşliğinde harika bir dönem romanı diyebileceğim polisiye-psikolojik gerilim. II. Dünya Savaş’ının eşiğinde Nazilerin hakimiyeti ve Gestapo baskısı altında hissiyatları başarıyla verebilecek harika bir roman.
Alıntı
Mermer AdamJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20222,599 okunma
·
239 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Travmanın insanı duygularından uzaklaştırabildiğine katılıyorum ancak bunu empati yoksunluğu olarak adlandırmadım sadece. Bana göre empati kurabiliyorlar, fakat onu bilinçli olarak geri çekiyorlar. Çünkü hayatta kalabilmek ve çocukluk çağlarında ve hayatın içinde kendilerine yapılan haksızlıklarla baş edebilmek için kendi kafalarında yarattıkları kendilerince olan adalet duygusunu sürdürmeyi hedefliyorlar ve kalplerini susturmak zorunda kalıyorlar. Empati var bence ama sadece görünür değil derinde ve kontrollü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Size de keyifli okumalar… ( Tabiki bu bence her görüşe saygılıyım)
Uğur
Gönderi Sahibi
Aslında şu an ikimiz de aynı şeyi konuşuyoruz :) özünde empati olmamasına geliyoruz. Kah hiç böyle hislerinin olmamasından kah Grange dünyasına daha uygun olmak için bilinçli şekilde ya da zorunlulukla. Yoksunluktan kastım tamamıyla bu.
Bence Grange’ in karakterleri gri tonlarda olsa da bu onları empati yoksunu yapmaz diye düşünüyorum. Grange’ in kitaplarındaki olay örgüsü inanılmaz şekilde birbirine bağlantılı ve sonunu sürekli merak ederek düşünerek okumaya sevk ediyor insanı. Karekterlerin çatışmaları, travmaları bence onları daha derin ve gerçekçi yapıyor…
Uğur
Gönderi Sahibi
Grange kitapları için dediklerinize katılıyorum, bunu zaten incelememde de söyledim. Bağlantılı, bizi içine alan ve merak unsurunu sürekli yüksek seviyelerde tutan eserleri var. Çünkü yazar Grange. Empati kısmına gelir isek de sizin söylediğinize saygı duymakla beraber ben yine empati yoksunu olduklarını söylüyorum. Siz de söylemişsiniz karakterlerin travması diye. Benim için öncelikle travma empatiyi köreltir. Travma yaşayan kişi iki şekilde hayatta kalır. Ya aşırı hassas olur ya da duygularını kapatır. Grange karakterleri bana göre ikinci yolu seçiyorlar. Duygularını kapatıyorlar. Hangi Grange karakterinin ne derece duyguları var, duygularını kapatan kişi ne derece empati kurar? Bana göre karakterler başkaları için değil ama adalet için empati kurarlar diyebilirim ancak. Grange karakterleri eğer ki duygularını kapatmasalardı hızlı, keskin ve acımasız kararlar veremezlerdi. Bu şekil karar verdiklerini de her kitabında görüyoruz. Duyguları açık, bildiğimiz manada empati kuruyor olsalardı şefkatli, merhametli ve etik kahramanlar olurdu, bu sefer de Grange'ın karanlık dünyası çökerdi. King'in karakterlerinde mesela vardır empati, daha duygusaldırlar, kırılgan, yeri geldiğinde korkaktırlar hatta ağlarlar da ama Grange karakterleri bundan çok uzakta ve iç dünyasını saklayan kişilerdir. Keyifli okumalar diliyorum...