·603 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Ocak 2026 01:12 Grange’ın yine sevimsiz olan ama bir şekilde de sevdiğimiz kahramanı/kahramanları ile olan bir başka insanı rahatsız eden güzel romanı.
Grange’ı aslında güçlü yapan unsulardan en başında olanı benim için romanlarındaki kahramanlarının tam olarak iyi olmaması diyebilirim. Grange’ın dünyasında “saf iyi” diye bir şey olduğunu söyleyemem. Romanları siyah-beyaz değil, kirli gri tonlardan oluşur. Romanlarında anlarız ki O’nun temel bakışı: İnsan doğası karanlıktır; iyilik bile çoğu zaman kusurludur.
Bunun için de her bir romanında kahramanlarında aşağıdaki durumları net şekilde görürüz.
- Kahramanları genel olarak travmalıdır.
- Takıntılıdırlar.
- Şiddete meyillidirler.
- Ahlaki sınırları esneyebilen, belki de hiç olmayan kişilerdir.
- Bazı durumlarda empati yoksunudurlar.
- Bazen de kitap içindeki suçlulara fazla benzeyen, katilden ayırt edemediğimiz tiplerdir.
Bir nevi romanlarında işlediği ana konu, canavarı yakalamak için biraz canavar olmak gerekir mottosuna uygun kişilerdir. Tamamen iyi olan bir insan, gerçek bir kötülüğü anlayamaz çünkü. Bu yüzden de kahramanları şiddete dayanıklıdır. Suçlunun zihnine girebilir ve etik çizgiyi aşabilirler. Yasaları esnetir, kendi yasaları ile ilerleyebilirler ama bu öyle Amerikan filmlerinde ya da kitaplarında olan kural tanımaz dedektif ajan tarzında olan klişe şeklinde de değildir. Empatiden yoksun, sezgiyle hareket eden tiplerdir. Bunun için de Grange düz bir şekilde polisiye roman yazmak yerine psikolojik gerilim ile harmanlanıp şekil verilmiş polisiye-psikolojik gerilim olarak güçlü eserler çıkarmaktadır.
Rahatlıkla söyleyebilirim ki Grange karakterlerin neredeyse hepsinde:
- Çocukluk travması
- Aile kopukluğu
- Kimlik krizi
- Bastırılmış öfke
vardır. Bu yüzden de karakterleri:
- “Normal” biri değildir
- Sosyal olarak sorunludur
- Yalnızdır
- Çoğu zaman duygusal olarak sakattır
- Madde kullanımı ya da alkol bağımlılığı vardır.
Ama tam da bu yüzden biz okurlar onlara daha çok yaklaşırız, onun iç çatışmasını atmosfere bağlı olarak gerçek buluruz.
Eğer ki karakterleri tamamen iyi, doğruyu bilen, etik açıdan kusursuz olsaydı hikâye çok hızlı tükenirdi. Grange ise bu şekilde karakterler canlandırarak sürekli olarak gerilim motorunu yüksek devirde çalışır tutar, “Bu adam suçluyu yakalıyor ama kendisi de ne kadar masum?” sorusunu düşüncelerimize verir. Biz okurlar da “Bir noktadan sonra o da çizgiyi geçecek mi?” ya da “Suçlu arasındaki fark tam olarak nedir?” diye sorup kitap içinde kendimizi daha çok hissetsek de bazı okurlar sırf bu yüzden Grange’ı pek sevmezler ama dedim ya Grange tam olarak budur, sevilmek için değil rahatsız etmek için yazar. Seven okurları roman kahramanı ile empati kurar ama güvenemez. Yakın hisseder ama mesafe koyar. Hatta hayran olur ama tedirgin de olur. Bu ikili durumdur işte Grange romanlarındaki esas kalite.
Sürekli Grange konuştun e hani nerede Mermer Adam yorumu diyorsunuz biliyorum. Mermer Adam da bu maddeler eşliğinde harika bir dönem romanı diyebileceğim polisiye-psikolojik gerilim. II. Dünya Savaş’ının eşiğinde Nazilerin hakimiyeti ve Gestapo baskısı altında hissiyatları başarıyla verebilecek harika bir roman.