Arama çubuğuna yazdım: Periloco çevirisi. Tavan arasında sinyal zayıf olmalıydı çünkü sayfanın yüklenmesi çok uzun sürdü. Neredeyse bir dakika geçtikten sonra periloco nun çevirisi nihayet ekranda belirdi:
TEHLİKE.
Lolita kitabına başladığımda ilk olarak okuduklarım konusunda dehşete kapıldım ve kitabı okumayı bıraktım ama bir şekilde okumak için içim içimi kemiriyordu. Romanın içeriği küçük bir kız çocuğunun istismarı olması beni çarpıcı derece okumamaya itiyordu ama aynı anda da
Vladimir Nabokov’ un film gibi etkileyici anlatım tarzı beni tekrar kitaba dönmeye ve bitirmeye itiyordu ve sonunda bitirdim kitabı :)
Lolita okurken benim gibi birçok insanı ikiye bölen romanlardan biri bence. Bir yanda hayranlık uyandıran etkileyici anlatımı diğer yanda bu etkileyici anlatımın arkasına saklanmaya çalışan, hislerini haklı çıkarmaya çalışan karanlık,bencil, hasta bir zihnin hikâyesi var.
Roman boyunca Humbert kendi hikâyesini anlatıyor. Olayları öyle ustaca süslüyor, öyle dikkatli seçilmiş kelimeler kullanıyor ki zaman zaman kendimi o anlatımın akışına kaptırdığım ve sonra kendi kendime “ne oluyor ya sen ne okuduğunun farkında mısın?” dediğim anlar yaşadım. Okurken o akıcılığa kapılıp sonra kendimi rahatsız hissetmeye başladım. Humbert kendisini haklı çıkarmaya çalıştıkça Lolita’ nın can yakan durumu beni çok etkiledi. Romanın sonlarına doğru hissedilen hüzün geri getirilemeyecek bir çocukluğun fark edilmesi beni çok sarstı.
Benim için Lolita’nın en sarsıcı yanı, kötülüğü açıkça göstermesinden çok hislerini okura haklı göstermeye çalışması oldu. Bu nedenle
Lolita kitabını kapattığımda Humbert’ın dehşet verici sözlerinden etkilendiğim gibi sesini duyuramayan Dolores’in sonu da beni inanılmaz etkiledi.
İşte o anda, işte o anda anladım ki umarsızlığı en belirgin olan şey Lolita’nın benim yanımda bulunmayışı değil, sesinin aşağıdaki o çocuk sesleri arasında olmayışıdır.