Bazı hikâyeler vardır; yavaş adımlarla başlar ama fark etmeden sizi içine çeker ve bir noktadan sonra sayfalar kendiliğinden akmaya başlar. Bu roman da tam olarak böyle bir etki yaratıyor.
Cinayetle suçlanıp hüküm giymiş bir kadının, özgürlüğüne kavuştuğunda kendi cenaze törenine uzaktan tanıklık etmesi fikri başlı başına çarpıcı. Heather’ın gölgelerin arasından, yas tutan oğullarını izlemek zorunda kalması; bir annenin çaresizliğini, suçlanmışlığını ve suskun acısını derinlemesine hissettiriyor. Onlara yaklaşamamak, gerçeği anlatamamak ve affedilip affedilmeyeceğini bilmemek, hikâyenin duygusal yükünü daha ilk sayfalarda omuzlarınıza bırakıyor.
Romanın ilk bölümleri görece daha sakin, hatta yer yer sıradan bir tempoyla ilerliyor. Ancak belli bir noktadan sonra anlatı hız kazanıyor ve nasıl okunduğunu fark etmeden kendinizi olayların içinde buluyorsunuz. Geçmişle bugün arasında kurulan bağlar, Heather’ın yaşadıkları ve adını temize çıkarma çabası hikâyeyi giderek daha sürükleyici hâle getiriyor.
Yazar, gerilim, dram ve polisiyeyi ustaca iç içe geçirerek sadece bir suç hikâyesi anlatmakla yetinmiyor; aynı zamanda bir annenin çocuklarını geri kazanma mücadelesini, suçsuzluğunu kanıtlama umudunu ve vicdan muhasebesini de ön plana çıkarıyor. Okur olarak sürekli şu soruyla baş başa kalıyorsunuz: Gerçek nedir ve adalet her zaman doğru kişiyi mi bulur?
Yazarla tanışma kitabım olmasına rağmen, özellikle ikinci yarıdan sonra kurduğu atmosfer ve duygusal derinlik etkileyici. Hem merak duygusunu diri tutan hem de karakterin iç dünyasına dokunan bir anlatım sunuyor.
Sonuç olarak bu eser; sabırla okunduğunda karşılığını veren, temposu giderek artan ve okuru hem zihinsel hem duygusal olarak yoran ama tatmin eden bir gerilim-dram-polisiye örneği. Sayfalar kapandıktan sonra bile hikâye insanın zihninde yankılanmaya devam ediyor. AnneT. M. Logan