• Anne, benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım.
  • 152 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitap ile ilgili ne yazsam boş. Bazı adamlar vardır kitap yazmasa bile okursunuz izlerken. Tarık Akan öyle bir adamdı bence. Duruşuyla, tavrıyla hiç değişmeyen tutumuyla sağlam bir karakterin nasıl olacağının örneğiydi. Görüşü ne olursa olsun insanın arkasında duruyorsa ben o adamın karakterli olduğuna inanırım. Sağ ya da sol hiçbir önemi yok.

    Kitaba gelecek olursak Tarık ağbimiz 80’li yıllarda yaptığı bir konuşmadan dolayı nezarete atılıyor ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Çoğu insan kitabın basit, diğer 80 anıları kitaplarına benzediğini söylese de içinde yol filminin çekimini ve birçok güzel anısını anlattığı bu kitabı ben çok seviyorum. İnsanlar sırf tarık akan yazdı diye okunuyor dese de bu kitapta yazanlar yaşandı arkadaşlar. Bunu senin baban deden yaşamadı diye belki bu kadar basitleştirdin gözünde ama o döneme ait kaç kitap okursan oku hiçbirini aynı bulamazsın. Nasıl bulursun ki? Binbir türlü işkence yöntemleri var. Sen hepsine mi alıştın be arkadaş?

    Tarık akan kitap yazmasın diyen insanlara da bir çift lafım var. İsteyen istediği kadar kitap yazar okuyup okumama tercihi sana ait. Tarık akan bunu ticari amaçlarla yapıyor olsa çok daha Farklı durumda olurdu da neyse siyaset çok yapmayalım. Dönemi merak eden tarık akan gözüyle tekrar o dönemi yaşayabilir. Artı olarak yılmaz güney ile ilgili anıları ve fotoğrafları da var ki çok çok güzeller. Keyifli okumalar.
  • Anne toprağı, üzerinde en çeşitli şeylerin bir arada yetişip gelişebildiği verimli bir toprak olmalıydı, ama üzerinde büyük bir sevgi güneşinin bereketini yaydığı bu narin ot bahçesiyle başa çıkabilmek zaman zaman epey çaba gerektiriyordu mutlaka.
  • Anne, benim kızın!
    Can Sızın, cansızın cılızın, büyümeyenin, tahtını yapıp da bahtına el süremediğin.
    Büyüdüm bak, Kocaman kadın oldum. Kendi yuvamı kuralı çok uzun yıllar geçti. Alıştım mı diye sorarsan bana, Sabahları erken kalkmaya alıştım mesela. Çocukları okula göndermeye, çamaşırları ters çevirip makinaya atmaya, pilav yapmaya..Biliyor musun bu yıl salatalık turşumu bile kendim kurdum. Güzel oldu mu dersen, ne bileyim be anne. İtiraf etmek gerekirse seninkiler kadar güzel olmadı, sirkeyi biraz fazla kaçırdım sanırım. Beni bilirsin, elimin ayarı olmadı hiç, yüreğim gibi..
    Bazen mutfağa çekilip bi kahve yapıyorum kendime. Yüzümde hüzün, şuramda, ta derinlerde bi yerde iflah olmaz bir yalnızlık. Boğazımı sıkıyor içimdeki balıkçı yaka hissi. Keşke diyorum bu kadar uzak oturmasaydım sana.
    Yüreğim anne! Yüreğim öyle sıkışıyor ki bazen, ne yalan söyleyeyim çok korkuyorum ölmekten. Çocuklar anne, çocuklarım, ne yapar bensiz. O kadar küçükler ki daha. Ben bile bu yaşta hala muhtaçken sevgine ve sana. Onlar nasıl başa çıkar diyorum hayatla.
    Biliyorum anne, biliyorum. Ölüm bile eskiyor zamanla. Evler eskiyor, Anılar eskiyor. Ve unutuluyor verdiğin emekler. Bırakıyor herkes bir gün bedenini toprağa...
    Ne olur anne, kendine iyi bak. İlaçlarını ihmal etme, doğru beslen, yürüyüşe çık, bitki çayı iç falan.
    Ne kadar uzak olursan ol, Güneş olmadan da uzanır bana gölgen. Yeter ki diyorum yeter ki, nefesin çekilmesin ensemden...

    https://youtu.be/plgqaTatN5c
  • “Hem aklımda hem de bedenimde aynı anda ayrılamam.
    Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
    Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.
    Fazla büyük usta kalmadı.
    Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
    Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış...

    Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz.
    Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere böceklerin vızıltısı girmeli.
    Her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız.
    Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı. 
    Yapmamamızın bir önemi yok.
    O isteği beslemeliyiz, ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz sınırsız bir çarşaf gibi...
    Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız el ele vermeliyiz.
    Sözüm ona sağlıklıları sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız.
    Siz sağlıklı olanlar!
    Sağlığınız ne anlama gelir. İnsanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız çukura bakıyor.
    Özgürlük faydasızdır,eğer gözlerimizin içine bakmaya yemeye,içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa! 
    Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler sözüm ona sağlıklı olanlardır.

    İnsanoğlu dinle!

    Senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içindeki kemikler ve küller.
    Kemikler ve küller!
    Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim?
    İşte yeni anlaşmam : geceleri güneşli olmalı ve Ağustos’ta karlı.
    Büyük şeyler sona erer küçük şeyler baki kalır.
    Toplum böylesine parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli.
    Sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
    Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz yanlış tarafa döndüğün noktaya.
    Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz suları kirletmeden.
    Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa ne biçim bir dünyadır burası!
    Şimdi müzik.
    Anne! Başının etrafında dolaşan ve sen güldükçe berraklaşan o hafif şey havaymış.
    Müzik işe yaramıyor.”
  • Anne olmak ile Annelik yapmak farklı şeylerdir.
  • 241 syf.
    Nasıl ki şimdilerde yeryüzü çiçekli bahar örtüsünü üzerine giymeye başlıyorsa, kendimce kıymetini idrakten oldukça uzak olduğum bu kutlu zaman dilimlerinde de kalbimdeki ve ruhumdaki ölü toprağını üzerimden nasıl atmam gerektiği muhasebesiyle avare avare yerimde sayarken, açlığımı ve susuzluğumu gidereceklerinden oldukça emin bir şekilde 'iman tazeleme' hissiyle Efendimiz'in( sav) kalbinden beslenen, girdikleri her ortamda Efendimiz'in (sav) insibağıyla boyanan, O'nun (sav) hâliyle hallenen, derdiyle dertlenen, kelâmıyla nefes alarak, milimi milimine peygamber yolunu takip eden,onları en üst düzeyde temsil eden sahabelere müracaat etmek istedim.

    Efendimiz'in (sav); "En hayırlılarınız benim çağımda yaşayanlardır. Sonra onu takip edenler (tabiin), sonra da onları takip edenler (tebe-i tabiin) gelir." hadisi şerifinde buyurdugu gibi eğer asırların en hayırlısında yaşayan insanları görmez, anlamaz, onların kudsi cazibesine kapılıp o yolu takip etmezsek müslümanlığı doğru anlayıp nasıl doğru yorumlayabiliriz ki?!
    Sahabeler ki peygamberlerin yürüdükleri yoldan yürümüşler, peygamber öğretisini tüm zorluklara rağmen arızasız temsil etmisler. Bize düşen de yol belli, metod belli, izlerini takip ederek o yola bağlı kalmak.

    Maalesef en başta şahsım adına aksak ve topal bir kullukla Rıza'nın peşindeyiz. En hayırlıları 'hayırsız' adletme küstahlığına girerek egomuzun ve kibrimizin kulluğuna el pençe divan durmuş durumdayız. Taklidin, şeklin, suretin mağdurlarıyız. Kendimizi 'yeterli görme' çiğliğindeyiz. Yetimiz; his yetimi, ufuk yetimiyiz. Yiyip, içip, yatan iki günü esit olan ziyanın, iflas ettiğimiz kârının peşindeyiz halen. Velhâsıl eşrefi mahlukat olan insan'ın yaratılış gayesine öylesine uzak yaşıyoruz ki. Meselenin kötü tarafı ise bu uzaklığın farkında olamayışımız, halimizi her koşulda 'tamam' görüşümüz, ezikliğini hissetmeyişimiz ...

    Oysaki muhtaçlığımız boyumuzu aşkın. Dünyayı elinin tersiyle iten, ilâ'yı kelimetullah noktasında konsantrasyonları oldukça sağlam olan o aydınlatıcı tayfların o kudsi atmosferine, istikamet noktasındaki azim ve kararlılıklarına oldukça muhtacız. Ancak iç dünyamızdaki açlığı; dünyevi ihtiyaçlarla ayaküstü karşılayıp geçiştirmeye çalıştığımız için o dünyevi beklentiler ve dahi gayeler bünyemize yerleşen güve misali delik deşik edecektir er geç 'insan' olma keyfiyetimizi. Şeklen insan gibi gorunsek de sireten oldukça düşündürücü bir vaziyetteyiz!

    Söylemlerin, eylemlere geçirilemediği ama her konuda ahkâm kesildiğimiz, bilgiçlik tasladığımız, değerleri çabuk harcayan, hatırsız, mide bulandırıcı bir çağda yaşıyoruz. Ne olurdu ayetin de işaret ettiği gibi en büyük servet olan ilimle ziynetlenip süslenebilseydik? İlişkilerimiz bile menfaat uğruna hemen kapı dışarı edilme pozisyonunda iken en değer bilinmesi gereken temel disiplinleri inancının gereklerine rağmen, gözden çıkaranları çok görmemek lazım galiba (!)

    Kulluğumu gözden geçirip bir 'dost' arayışında iken, ruhuma iyi geleceğini düşündüğüm hakkında pek de bilgim olmaksızın sadece ve sadece sahabelere ulaşmak adına bir aracı olabilecegini düşündüğüm Necip Fazıl'ın bu eserinin yanıbaşında okurken buldum kendimi. Sahabelerin gönül hanelerine misafir olmak, hislerime ayrı tazelik kattı. Hüznümü iki katına çıkardı. Eksikliğimi, takatsizliğimi gözler önüne serdi diyebilirim. Sahabeyi anlatıyor bu eser. Her bir halkasında Peygamber'in, vahyin soluklarınin izlerini taşıyan sönmüş kalplerimize imdat eden hidayet meşalelerini. Nasıl bir şuurla dolup tasmamız gerektiğini adım adım takip ediyorsunuz onlarla birlikte. Asere-i Mubessere, Ehli Beyt, Bedir Ashabı, Akabe ashabı,Rıdvan Ashabı....gibi hepsine olmasa da yaklaşık 80 küsur sahabenin gönül hanesinde soluklanarak 'sahici' bir kullukla karşılaşıyor, onların tavırlarıyla demleniyorsunuz....


    Hz.Ebubekir 'in (ra) ilk'liğinin,daima yanyana oluşunun,en yakın dost şerefine nail oluşunun, dünyaya ve de dünyalıklara zerrece tamah etmeyişinin, halifeyken kılı kırk yararcasına devletin malını kullanmaktaki hassasiyeti karşısında şimdilerde bizler de Hz.Ömer'in (ra) de ifade ettiği gibi bizlere kulluğu 'yasanmaz kıldın' inkisarının oldukça uzağında oluşumuzun, kalbinde ve de kesesinde ne varsa İslam'a feda edişinin, cömertliğinin, rikkatinin, derinliğinin izini sürüyorsunuz...


    "Ben bir zamanlar şu vadide babam Hattab'ın develerini güderdim!" diyen
    Hz.Ömer'in (ra) tevazusunun şimdilerde gökdelenleri geçen dediğim dedik, burnundan kıl aldırmayan tipleri görünce peygamber ölçülerinden uzak, nasıl da aramızdaki mesafenin günden güne büyüdüğünü, dini keyfimize göre saptırışımızı, olmamız gereken yerle şuanda olduğumuz yer arasındaki uçurum, halimizi gerisin geri gözden gecirmemiz gerektiğine acilen bir işaret olsa gerek. Mührü ki "Nasihat olarak ölüm yeter" diyorsa sayet oturup uzun uzun düşünmeli faniligimizi, anı ıskalamadan....

    Hz. Osman'ın (ra) melekleri kıskandıracak hayasını, Efendimiz'in (sav) "Ben sana sen de bana bitişiğiz." dediği Hz.Ali'nin (ra) secdeye bağlılığı, ince zekası, fetaneti,ilmini, öfkesine hakimiyetini bunun yanında kendimizi ıslah etmeden başkalarını ıslah etme cüretimizi, kontrolsüzlügümüzü,zıvanadan cıkmıslığımızı :((

    "İnsanların beni yalancı çıkardığı devirde bana herkesten evvel iman eden, insanların beni mahrum bıraktığı demlerde bana bütün malını veren odur." dediği sadakat timsali Hz.Hatice'sini,Hümeyram dediği zarafet ve naz timsali, ilimde yoldaş Hz. Aişe'sini ;

    "Fâtıma, benden bir parçadır. Onu üzen beni üzmüş, onu sevindiren beni sevindirmiş olur." dediği kendisi ve zürriyeti ateşten kesilmiş (fâtm),Betûl kendisini Allah'a veren Hz. Fâtıma'sını;

    Efendimiz'in (sav): "Ben size kadr ve kıymeti azîm iki varlık bırakıyorum: Biri, nur ve hidayet kaynağı Kur'ân; öbürü Beyt ehlim..." dediği Ehli Beytinin, torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin'in ne denli kıymetli oluşlarını;

    "- Her Ümmetin bir emini vardır; bizim eminimiz de Ebû Ubeyde Bin Cerrahtır."

    - Sus, anne; senin bin canın olsa da her birini benim İslâmdan dönmem için feda etsen, ben yine dinimde sabit kalırım! diyen Sad ibn-i Ebi Vakkas'ın önceliklerini, yılmazlığını;

    Abdurrahman Bin Avf'ın ikramıyla, cömertliğiyle Cennetle müjdelendigini mahcup bir şekilde idrak ediyorsunuz ...

    Bir gün fakirlikten ötürü şikâyette bulunan zevcesine; "- Sabret, önümüzde öyle bir yokuş var ki, ancak yükü hafif olanlar tırmanabilecek." diyen;
    "Dostun sana çatması, hiç aldırmayıp uzaklaşmasından hayırlıdır." ölçütüyle dostluğa gerçek kıymetini veren (hayirhâh) Ebu'd Derda asıl ismi Uveymir Bin Melik ile kesisecek yolunuz...


    "- Sarımsak yiyenler, ağızlarından kokusu gidinceye kadar mescide gelmesinler!" rivayetinde bulunan Ebu'l Kasım ...

    Develeri helak edecek kadar tesirli nağmelerde bulunan ENCEŞE (ra)...

    Efendimiz'in (sav) mübarek torunlarını öperken benim 10 oğlum var, hiçbirini öpmedim diyen "Merhamet etmeyene merhamet edilmez!" hadisini vesilesiyle aydınlatan Ekrâ (ra)...

    Allah Resulü'nün Bilâl'den sonra en meşhur müezzini... Gayet güzel ve gür sesli, mübarek ellerinin dokunduğu saçlarını kestirmeyen Ebû Mahzûre...

    "İnsana servet olarak ilmi bırakmak yeter!.." diyerek,en fazla hadîs rivayet eden, kedi babası sahabi Ebû Hureyre...

    Uhut'da, Allah Resulünün mübarek yanaklarına batan halkaları dişleriyle çıkararak, bu işi yaparken de ön dişlerinden ikisi kırılan; bu muazzam bağlılığından, ona ön dişleri dibinden kırılmış mânasına, "ehtem" sıfatını verilen sahabi Ebu Ubeyde ...

    Bunun gibi sahabe şuurunu kazanabilecegimiz daha birçok isim...Rabbim en ekmel vasiflarla bizleri vasiflandirsin, halimizi acilen ıslah buyursun.