McDaragh ailesinin üç kuşağının hayatına eşlik ediyoruz 'Çitkuşu'nun sayfalarında. Kurgunun İrlanda'da geçiyor olması sizi yanıltmasın, hepimizin hayatından kesitler var bu hikâyede, bir nevi bazılarımızın hayatlarının simülasyonu gibi.
Nell'in bence çok çarpıcı giriş bölümüyle başlıyor kitap. Nell: Carmel'in kızı, Carmel, Carmel'in annesi Terry, Carmel'in kız kardeşi Imelda, Carmel'in babası Phil; Phil McDaragh, şair. Nell ve Carmel'in ağzından ve kısacık bir bölüm Phil'den dinliyoruz yıllar içinde yaşananları. Aile dinamikleri, genetikten miras kalanlar, aile içinde yaşanan zor anlar -parçalanmış aile hissiyle gelen: herkesin ailesi gibi olamama durumu. Baba ayrılığı sonrası Carmel'in yaşadığı travmanın -çünkü küçükken ilişkileri öyle iyi ki- hayatına ve pek tabi ebeveynliğine yansımasına şahit olup bazen kızıp bazen sarılıyoruz ona. Nell'in hiç tanımadığı dedesi Phil'in şiirlerine hayranlığı ve ona yakınlığı kişilerin davranışlarının her birey üzerindeki farklı yansımasının kanıtı gibi. Tüm bunlara ek, akıp giden kurgunun yanınsa Anne Enright'ın Phil'in ağzından yazdığı şiirler okuma zevkini daha da artırıyor.
Ezcümle, hayattan anlar var bu kitapta: anne kaybı, babanın bir anda terk edişi, ebeveyn ilişkileri, kız kardeş olma, anne olma, evlat olma, torun olma, ikili ilişkiler, ayrılıklar, kavuşmalar, gökyüzü, çiçekler, kuşlar... Mutlu anlar olduğu kadar acılar da var ama asla ajite edilmeden, olduğu gibi. Ve Çitkuşu'nun en sevdiğim yanlarından biri üç kuşak boyunca yaşananlar değişmeyecekse de hatırlananların herkes için farklı olması, herkesin aynı durumu ya da olayı farklı bir yerinden yakalaması oldu; hepimiz için öyle değil mi zaten?
Sevdim Çitkuşu'nu; Nell'in hayatına tanık olmayı, Carmel'in yaşadığı ikilemleri, Phil'i asla anlayamayıp Terry için üzülmeyi,