Tek Yalnız Ben Değilim, adından beklenenin aksine yalnızlığı bağırarak anlatmıyor; fısıldıyor. Jean-Louis Fournier’in o sade ama keskin dili burada da çok etkileyici. Büyük olaylar, dramatik kırılmalar yok. Ama küçük cümlelerin içinde biriken bir hayat var.
Kitap, yaş almanın getirdiği sessizliği, geride kalmış ilişkileri ve insanın kendi içindeki boşlukla baş başa kalışını anlatıyor. Yalnızlık burada bir trajedi değil; daha çok kabullenilmiş bir eşlikçi gibi. Okurken zaman zaman gülümsüyorsun, hemen ardından hafif bir hüzün çöküyor. Fournier’in ironisi tam da burada devreye giriyor: Acıyı hafifletmeden ama abartmadan.
Kitapta süslü cümleler yok, dramatik manipülasyon yok. Sadece hayatın olduğu hali var. Ve belki de bu yüzden insan kendinden bir parça buluyor.
Sessiz, duru ve insana kendini düşündüren bir kitap.
Yalnızlıkla barışık olanlara, ama yine de içten içe “ben tek değilim” demek isteyenlere…