Romanın kalbinde, kelimelere dökülmeyen ama her bakışta, her susuşta büyüyen bir tutku var. Necip, bir aile dostu olmanın verdiği o ağır sorumlulukla, kalbindeki fırtınayı dindirmeye çalışır. Onun aşkı öyle naiftir ki; Suat'a dokunamaz, onun yerine siyah bir eldiven tekine sığınır.
Suat ise zarif bir sadakatle, kalbine düşen o yasak ateş arasında sıkışıp kalmış bir "Eylül" kadınıdır. Dışarıdan bakıldığında dingin bir deniz gibidir ama derinlerde devasa dalgalar saklar. Eşi Süreyya'nın dünyevi telaşları ve gamsızlığı yanında, Necip'in ruhundaki o ince sızıyı hisseder.
Eylül bize en trajik ama belki de en birleştirici sonu hazırlar. Alevler her yeri sardığında, herkes dışarı kaçarken Necip, bir saniye bile düşünmeden kendini o cehennemin içine atar. Neden mi? Çünkü Suat içeridedir. Süreyya dışarıda çaresizce beklerken, Necip aşkının peşinden alevlere yürür.Bu sahne aslında romanın başından beri süregelen o duygusal hiyerarşiyi kanıtlar:Süreyya dışarıda(yüzeysel),Necip ise içeridedir(derin ve tutkulu).
Romanın Sonu:Romanın adı gibi,her şey solar,biter ve geriye sadece küller kalır.
EylülMehmet Rauf