Herakleitos’u asıl büyük yapan şey yalnızca düşünceleri değil, onları söyleyiş biçimidir. Fragmanlar hâlinde kalan metinleri bir felsefe kitabından çok yoğunlaştırılmış bir şiir gibidir: kısa, kapalı, çok anlamlı ve kışkırtıcı. Bu yüzden ona antikçağda “Karanlık” denmiştir; çünkü açıkça öğretmez, düşündürmeye zorlar.
Herakleitos’un dili, felsefeyi açıklamaktan çok harekete geçirir. “Aynı ırmağa iki kez girilmez” gibi cümleler, kavram kurmaktan ziyade bir deneyim yaşatır; okur anlamı hazır bulmaz, kendisi kurar. Bu üslup, sonraki tüm fragman geleneğinin ve aforizmatik düşünmenin başlangıcı sayılır.
Önemi de buradadır: O, felsefeyi sistem kurmaktan önce uyanıklık hâline dönüştürdü. Değişimi (logos ve akış düşüncesini) sadece bir teori olarak anlatmadı; dilini de akışkan yaptı. Bu yüzden Herakleitos okunmaz, çözülmez; onunla birlikte düşünülür.