Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 06 Şubat 2026 11:13 Yazarı Zülfü Livaneli olmasa ortaokul seviyesinde kalmış, yayınevine para ödeyip romanını bastırmış ne geleceği ne geçmişi parlak yeni yetme bir yazarın ağaç israfı bir kitabı der geçerdim. Ancak üzülerek altını çizmek zorunda kalıyorum ki bu kitap Livaneli'nin külliyatında yer alacak bir kitap. Yerinde olsam utanıp toplatırdım kitabı o derece bir amatörlük içeriyor. Kitap ana karakterlerin birbirine aşkı üzerinden drama yaratmaya çalışırken daha en baştan sınıfta kalıyor. Aralarındaki aşkın temellendirmenin romana katkı sağlayacagını düşünmüş olmalı ama bunu uygulamada çok çok kötü inşa etmiş. Herşey Selim'in Leyla'yi nedense aynı okulda ilk kez görüp kendi ifadesiyle "elektrik akımına kapılmış gibi" hissetmesiyle başlıyor. Sonra da ilk buluşmadan Leyla'dan karşılık alıyor ama neden olduğu belli değil. Kadınını adı olmadığı gibi aşkı da yok galiba sadece aşka onayı var. İki ana karakterin iliskisine ikna olmayınca ve üstüne karakterlere dair yeterince bilgi almayınca bağ da kuramıyoruz tabiki. Hikayenin yolculuğuna baştan yakıt almadan çıkınca da hikaye ne kadar vurucu olursa olsun roman tekliyor ilerlemiyor. Bunu Livaneli de farketmis olacak ki çıkışı aralarındaki mektupları yazmakta bulmuş. Ancak neden birbirlerine bu kadar tutkulu oldukları halen belli olmadığı için işlemiyor. Oldukcada basite indirgenmis oluyor hikayedeki ilişkileri karakterlerin dilinden anlatmak. Hiç başlangıç hikayesi seçmeden mutlu bir aile tablosu çizip aşklarını anlatsa çok daha kolay olur ve çok daha okuyucuya geçerdi. En fazla birkaç sayfalık hikayeye hizmet eden geri dönüşlerle aşklarının orjin hikayesini öğrensek yeterli olurdu. Hem de beklentiyi bir aşk romanı haline sokmazdı. Hikayenin sığ başlamasını ne telafi edebilirdi diye düşünürsek, çok vurucu olaylar ve insan hikayeleri diyebilirim. Livaneli bize bilmediğimiz tahmin edemeyecegimiz hicbirsey anlatmiyor. Buna farklı bir bakış açısıyla aileyi katmak istediğinde beceremeyip duyguyu veremediği için daha sonra yaptıkları olan biteni kolaya kaçıp dramatize etmekten fazlası olmuyor. Zaten dramatik olaylarda safça bir bakış açısı ile mazlum çerçeveden bakmak herkesin yapabileceği birseyken bir yazarın bunu seslendirmesi değil hissettirmesi ve benzer cumleleleri bizim soylememizi beklemesi gerekirdi. Sürekli kızı Zeynep'in masumiyeti üzerinden bir dram yaratmak türk dizilerinin senaristleri için bile fazla dram pornosu içerirdi. Zeynep’in masumiyetini ya da ona olan özlemini sürekli "Zeynep'in kahkaları" diye anlatması hadi bir kere neyse de kitapta defalarca kullanılinca kelime dağarcığı ya da karakterleri aktarma kabiliyeti yetersiz mi bu yazarın diye sorduruyor ama yazar Livaneli diyorsun ve kızgınlığın onun adına üzülmeye evriliyor. Keşke her sene eser vermeliyim şu konuya da temas etmeliyim diye düşünmese... Sadece akışına bırakıp zamandan konudan bağımsız özgürce yazsa da bu tip yetersiz romanlarla kendine zarar vermediği güçlü romanlarını okuyabilelim.