Hani geçtiğimiz sokaklardan onca evin ışığı yanarken o evlerin içinde olan hikayeleri merak ederiz ya, şermin yaşar tam da o hikayeleri bize fısıldar. Yalnızlığın kitabını yazarken size yalnız olmadığınızı hatırlatır çünkü birebir o hayatı yaşamamışsanız bile defalarca duyduğunuz hikayeleri size hissettirir.
Meltem ve selime teyzenin yollarının kesişmesiyle başlar her şey… birbirlerine anlatırken dillerinin, boğazlarının bağı çözülür ve uzun uzun anlatırlar. Onlar bu kalabalığın içinde yalnız ve kimsesiz insanlarlar, belki biri sevgi bile değil onun kırıntısını verseydi boğazı o kadar düğümlenmezdi.
Bu romanı okuduktan sonra umarım ki sevilmeyi bekleyen yaşlıları, dışarıdan kalabalık ama içten yapayalnız olan insanları, kimsesi olmayan kimsesizleri daha iyi anlarım.
Sevgili Şermin Yaşar kendine has kalemi ile, cümleleri süslemeden bize gelir onun en sevdiğim yanı ise bütün karakterlerin açısından hikayeyi anlatması. Keşke hayatımızda da bu kadar kendi sesimize odaklanmasak herkesi ayrı ayrı oturup dinlesek.
Muhtemelen benim yorumum yüzlerce yorumun arasında kaybolup gidecek fakat kitaba olan onca olumlu yorumdan sonra şunu da fark etmemiz lazım ki ne kadar etkilensek de yazar çok derin temalara değinmiyor ve karakterlerin analizi cümlelerin arasında kayboluyor. Tabiri caiz ise öyküler ve finalleri biraz yüzeysel kalıyorlar.
Yinede herkese hitap eden mizahın ve hüznün arkadaşlık ettiği bir anlatım dili var karşımızda.