Bana düz mantık kurduran roman...
Daha önce Günden Kalanlar'ı okumuştum... Kazuo Ishiguro ne kadar gündelik, hayat dair ve bireysel bir hikayeyi ama dünyanın ne kadar kırılgan zamanlarının da arka planını anlatmıştı o kitapta... Sevmiş miydim evet 'Hadi buradan devam edelim.' demiş miydim peki? Hayır...
Flu Kitap Kulübü'nde okunduğunu görünce sonra da bir kitabevi ziyareti sırasında gözüme takılınca aldım kitabı... 'Edebiyatın Kubrick'i mi desek?' dendiğini duyunca yayında, biraz içerledim açıkçası... Çünkü bence edebiyatta Kubrick olmayı hakeden tek kişi José Saramago'dur... Bak celallendim yine...
Hala düz mantık kısmına gelemedim, farkındayım... Kitabın önsözünde Kazuo Ishiguro çok sevdiği bir arkadaşından bahsedince ( David Mitchell) birden her şey uçup gitti ve düz mantık işte burada devreye girdi; ben David Mitchell severim, çook severim, Kazuo Ishiguro da seviyor, o zaman ben de seni sevebilirim Ishiguro...
Kitap boyunca kahramanların özellikle baş kahramanın bu kadar pasif, bu kadar çekingen, bu kadar 'pısırık' olması beni o kadar gerdi ki... Ama kitabın atmosferinden midir nedir sinirlenemedim sadece gerildim. Bana bazı yerlerde Aden'i hatırlattı; orada da sakinlik içinde hastalıklı bir kabulleniş vardı.. Uyuşukluk her yanı sarmıştı, burada da aynı hisler vardı sanki.. Bu kitapta empati kurmamız daha kolayken (karakter bu dünyadandı sonuçta) Aden kesinlikle çok ama çok daha etkileyici idi.
Nobelli yazara da 'Eh!' demek bana düşmez tabii ki (gerçi Nobel ile ilgili düşüncelerim belli ama yine de hadsizlik yapmayayım)... Ama bana deseniz ki ' Beni Asla Bırakma mı Günden Kalanlar mı?' tercihim 2. kitaptan yana... Derseniz ki ' Stanislaw Lem mi Kazuo Ishiguro mu??' Sedece gülümserim...