Romanın türü klasik anlamda bir polisiye değil; ortada çözülecek bir cinayet ya da adım adım ilerleyen bir gizem yok. Daha çok ideoloji üzerine kurulu, belirli bir dönemin tarihini edebiyatla yoğurarak anlatan bir metin. Ana omurgasını da romanda “mezarlık protokolleri” diye anılan, gerçekte ise Siyon Liderlerinin Protokolleri üzerine kurulu yapı oluşturuyor(okumak isteyenler için, daha önce yazdığım Siyon Liderlerinin Protokolleri incelemesinin linkini buraya bırakıyorum #296381749). Eco bunu bilinçli bir tercihle yapıyor.
Burada özellikle güvenilmez anlatıcı tekniğini kullanıyor. Okuduğun kişinin zihnine güvenemiyorsun; anlatıcı sana sürekli kaygan bir zemin sunuyor. Bu bir hata değil, doğrudan kurgu stratejisi. Metin, seni sağlam bir zeminde yürütmek yerine bilinçli olarak şüphe üretmek için tasarlanmış.
Kitabın içinde son derece yoğun bir tarihsel arka plan var. 19. yüzyıl Avrupa’sı: devrimler, gizli cemiyet paranoyası, masonluk tartışmaları, Katolik karşı-devrim literatürü… Eco gerçek tarihsel kişilerle ilerlerken aynı zamanda dönemin zihinsel çamurunu da gösteriyor. Sadece olayları değil, o olayları mümkün kılan düşünce iklimini veriyor. Bu alanlara ilgisi olmayan ya da merakı bulunmayan bir okur, metnin içinde araştırma yapmaya çalışırken kolayca boğulabilir. “Hikâyeyi alayım, akıp gitsin” denilecek bir işleyiş yok.
Karakterimiz Simonini. Taklitçi, sahtekâr, belge uydurucu, kimlikleri karıştıran biri. Roman boyunca komplo metinleri üretir; gerçekliği manipüle eden bir figürdür. Çocukluğundan gelen takıntılarla beslenen, neredeyse yalnızca nefret üzerinden var olan, çift karakterli bir kişiliği takip ederiz. Bu yüzden konuya aşina olmayanlar için en tehlikeli karışım burada ortaya çıkar: bütünüyle uydurma olan değil, yarısı doğru olandır.
“Gerçek ne?” sorusu romanın içinde çözülecek bir dedektiflik bilmecesi değildir. Okuyucunun zihninde çözülmesi gereken felsefi bir sorudur. Eco okura şunu yaptırır: Bir metne inanmak ne demek? Bir anlatıcıya güvenmek ne demek? Bir belge gerçek gibi görünüyorsa onu gerçek yapan nedir?
Ve sonunda Umberto Eco, bu kadar manipülatif bir kurgu ve hikâye örgüsünün içinde kendi cevabını bulur ve o cevabı, doğrudan söylemeden ama kurgu üzerinden açıkça gösterir.
Bu roman bir mezarlık gibi. İçinde ölü fikirler var ama hâlâ kokuyorlar. Üstelik bazıları diriliyor.
Prag MezarlığıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20171,232 okunma
Teşekkür ederim ☺️ 🙏. Tuhaf olduğu doğru, hatta bilinçli olarak tuhaf. Akıcı bir hikâye değil; sabır ve merak istiyor. Kısa olsaydı daha rahat tüketilirdi ama bu roman sindirilmek için yazılmış gibi.