Gönderi

Bu Protokolleri Kim Yazdıysa…
Puan vermedi·128 syf.··
2026 11. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 09:55
Öncelikle en baştan şunu belirtmek isterim: Bu metin, doğası gereği her zaman tartışma yaratabilecek ve yanlış okunduğunda ırkçı bir zemine çekilebilecek bir protokoldir. Ancak burada yapılması gereken temel ayrım şudur: Siyonist düşünce ile Yahudiliği; yani bir ideoloji ile bir halkı ve inancı birbirinden ayırmak zorundayız. Bunu ayıramadığımız anda metni anlamaya değil, hedef göstermeye başlarız. Ne yazık ki biz, kendi ülkemizde bile terör örgütleriyle halkı ayıramayan bir toplumuz. Bugün Filistin’de yaşananlara da bu protokol üzerinden bakarken, meseleyi Yahudi düşmanlığına indirgemeden okumak gerekir. Bu ayrımı koymayı gerekli görüyorum. Bu okuyacağınız protokoller, metnin iddiasına göre Siyon’un 33. dereceden temsilcileri tarafından imzalanmıştır. Siyonizmi ya da kendi içindeki katmanlarını bilmeyenler için şunu belirtmek gerekir: Bu ifade, sistemin en üst seviyesini işaret eder. Okuyacağınız metin toplamda yirmi dört protokolden oluşmaktadır. Protokoller ilk kez 1902–1903 yıllarında bir gazetede tefrika edilir. Daha sonra Papaz Sergei Nilus tarafından kitap haline getirilir. Kitabın başındaki takdim bölümünde Nilus, bu protokollerin nasıl ele geçirildiğini kendi anlatımıyla aktarır. Kitap yayımlandıktan sonra, bu metni derleyen kişinin tutuklandığı, sürgüne gönderildiği ve ardından ölür ya da öldürülür. Ayrıca yalnızca Rusya’da bile, özellikle komünistlerin iktidarda olduğu dönemde bu kitaba sahip olmak suç sayılmıştır. Bununla da sınırlı kalmaz; birçok ülkede kanunlar aracılığıyla yasaklanır. Daha sonra Rusya’dan kaçan göçmenlerin Amerika ve Almanya’ya yerleşmesiyle bu metin oralarda da meşhur olur. Özellikle İngilizce basımları milyonlarca satmıştır. Peki ya bizim ülkemizde? Bu protokollerin var olma sebebi, aslında defalarca duyduğumuz "Tek Dünya Devleti" fikrinin basamak taşlarını oluşturmasıdır. Protokollerin ortaya çıkışı yaklaşık 124 yıl öncesine dayanır. Burada özellikle durmak gerekir: 124 yıl. Ancak protokolleri okuduğumuzda, metnin kendi anlatısına göre bu planların çok daha öncesinden, 200 hatta 300 yıl geriye uzanan, adım adım örülmüş bir hazırlığın parçası olduğu söylenir. Protokollerde gelinen son nokta ise şudur: Siyonist liderlerin seçeceği bir hükümdar aracılığıyla, “Bu otoritenin hâlesi bütün insanlar için önünde huşû ile diz çökülen ve saygıyla boyun eğilen şey olacaktır.” (s. 122) Yirmi ikinci protokolün başında özetle şuna benzer bir ifade yer alır: Şimdiye kadar anlattığım her şey, gelecekte yaşanacak büyük hadiseler olarak birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Diğer sırlarımızı da mümkün olduğunca tasvir etmeye çalıştım; inanın, geriye çok az şey kalmıştır, der. Ve evet, metin kendi içinde bakıldığında bunu çok tutarlı bir şekilde söylüyor. Çünkü okurken şöyle oldum: Aa, bu bizim ülkede çoban. Aa, Kennedy laneti. Allah Allah, bizdeki başkanlık rejimine nasıl benziyor? Aa, bizim yetmişler, seksenler kuşağını anlatıyor. Allah Allah, bu devamlı dizilerde, vesairede etrafta dolanan tek dünya devleti değil mi? Vay, bu dizilerde hep sembollerle kendini neden gösteriyorlar? Onu mu söyledi şimdi, buna mı cevap vermişler acaba? Allah Allah, bak masonlar da var. Onları da alıyor işin içine. Aa, Nazi, onlar da var, nereden biliyorlardı ki bu kadar çok şeyi? Allah Allah, bu yazılanlar hep Sovyetler'de denenmedi mi ya? Yok ya, yok canım FETÖ ve Gezi olayları da mı var! Ne kadar benziyor. Allah Allah, şimdi bizim Türkiye'deki şu an ki davalara ne kadar benziyor? Bazı şeyler ürkütücü biçimde birbirine nasıl benzer! Protokolleri okurken zihnimde bunlar bir puzzle parçaları gibi yavaş yavaş bir bütün oluşturmaya başladı. Araştırma ve inceleme sevenler ya da istihbarat raporları okumayı sevenler, bu protokollerde çok daha fazlası anlam çıkaracaktır. Mesela Hüseyin Hakkı Kahveci’nin Atatürk’ün Yasaklanan Kitabı’nı okumak bile, sadece ülkemizde olan birçok şeyi birbirine bağlamaya yardımcı olabilir. Aytunç Altındal ’ın Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri, Murat Yetkin’in istihbarat raporları üzerinden yazdığı kitaplar ve Soner Yalçın ’ın çalışmaları da buna eklenebilir. Bu konuda ayrıca Hamza Yardımcıoğlu’nun kitaplarına ya da videolarına da bakıldığında, birçok parçanın bir araya getirilebildiği görülecektir. Sayfa 8’de özetle şuna değiniliyor: Protokollerin dünyanın birçok yerinde basılıp yayılmaya başlamasıyla birlikte, Yahudiler ya da Siyonistler —ya da gerçekten halktan olup korkan, zulüm görmekten kaygı duyan Yahudiler— büyük bir telaşa kapılıyor ve bunu durdurmanın yollarını arıyorlar. Birçok ülkede kanun yoluyla yasaklatma girişimlerinde bulunuyorlar. Ardından İsviçre mahkemesine başvurarak bu metnin sahte olduğunun kabul edilmesini ve yasaklanmasını talep ediyorlar. Mahkeme süreci sonunda önce “sahtedir” kararı veriliyor. Daha sonra ise bu karar kaldırılıyor ve metin yeniden serbest bırakılıyor. Ama burada kimsenin “sahte” ya da “gerçek” demesi benim için belirleyici nokta değil. Öncelikle şunu söylemek gerekir: Bu metnin tek bir kişi tarafından yazılmış olması bana pek mümkün gelmiyor. Metin fazlasıyla güçlü, fazlasıyla kapsamlı. Eğer bu bir ütopya ya da distopya romanı olsaydı ve bu kadar olayı böylesine isabetli biçimde yakalayabilseydi, bugün George Orwell ’in 1984’ü ya da Platon (Eflatun)’un Devlet’i gibi yazarını göklere çıkarıyor olurduk. Ama ortada net bir yazar yok. Bu da metni daha ilginç bir yere taşıyor. O yüzden asıl soru benim için şu noktada duruyor: Bu protokoller sahte mi, gerçek mi! Bunun cevabı, bence her okurun kendi içinde saklı. Bu bir kehanet kitabı mı? Yoksa psikolojik, sosyolojik ve toplumsal bir okuma metni mi? İnsan zihni, boşluk bırakılan her yere anlam mı doldurur! Yani gerçekten bir “protokol” mü? Okuyun, düşünün ve karar verin.
Siyon Liderlerinin ProtokolleriVictor E. Marsden · Etkin Kitaplar · 200887 okunma
·
13 +1'leme
·
4.007 Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Prag Mezarlığıni okurken sürekli makaleler ile çapraz okuma yapmak zorunda kaldım. Yüzyillari da içine alarak temel konusu buydu çünkü. Resmi olarak bu belgeler gerçektir ibaresine rastlamadım. Güç odakları, manipülasyon, ekonomi siyaset medya ilişkisi dünyanın ve bizim de içinde bulunduğu resme tamamen oturuyor şüphe orada başlıyor bence. Gerçek dinamikleri doğru tarif ediyor. Benim de aklımı karıştıran burasıydı. Dün bilinçli üretim, bugün sahte, yarını kimse bilemez. 1965 öncesi Batı’nın antisemitizm üzerinden neden belirleyici bir itirazı yoktu? Ne oldu da bu nefret dili yanlıştır, günahtır kardeşlerim yapmayın etmeyin deme gereği duydu.:)) Dünyanın tarihine bakmak gerek. Yine sorular boşluk... :) Emeğinize sağlık .
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Prag Mezarlığı incelemenizi okumuştum; hangi noktalara değindiğinizi fark etmiştim. Metni okurken yapmış olduğunuz çapraz okumanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmanız gerçekten çok kıymetli. Ben de bu kitabı okurken benzer biçimde, öncesinde farklı pencereler açarak ilerledim: Yeni Atlantis fikri ve komplo düşüncesi, ardından bir devlet nasıl olmalı sorusu ile Platon, sonra ütopya fikri üzerinden Thomas More’un Ütopya’sı ve sonrasında yeniden Prag Mezarlığı. Yani ben de metinler arasında bilinçli bir geçiş kurmaya çalışıyorum. Belgelerin gerçek ya da sahte olduğuna kesin bir hüküm vermenin zaten mümkün olmadığını düşünüyorum. Ama okuyan herkesin buradan bir bilgi, bir fikir ve en nihayetinde kendi kararını çıkarabileceği çok açık. Çünkü mesele fazlasıyla ucu açık ve hassas. Sorduğunuz sorular tam da bu yüzden çok yerinde; aslında bu soruların kendisi bizi bir yere götürüyor. Özellikle “Batı’da ne oldu?” sorusu… Her yeni soru, dediğiniz gibi, yeni bir boşluk yaratıyor. Benim için bu metni ilginç kılan da tam olarak bu. Doğru mu, yanlış mı tartışmasına girmeden önce, “neden bu kadar tanıdık?” sorusu beliriyor. Değerli katkınız için çok teşekkür ederim😊🙏.
👍👍👍
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
🙏😊
Çok özenilmiş, çok ince ince düşünülmüş, çok yararlı bir inceleme...Kitabı bende okudum ama bu kadar güzel araştırmalarla süslenmesi metine herkesin farklı bir gözle bakmasını sağlayacak. Kalemine sağlık.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Amacım metni tek bir yerden okumak değil, olabildiğince farklı bağlamlara temas ederek düşünmeye açık bırakmaktı. Her okurun kendi sorusunu ve kendi yolunu bulabileceği bir alan oluşuyorsa ne mutlu. Güzel sözlerin için tekrar teşekkür ederim😊🙏.
İnceleme gerçekten çok geniş açılardan ele alınmış. Kaleminize ve zihninize sağlık. Konu da oldukça merak uyandırıcı. Kesinlikle ben de okuyacağım. Çok teşekkür ederim.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim😊🙏. Farklı açılardan ele almaya çalıştım; merak uyandırdıysa ne mutlu bana. Okuduktan sonra sizin düşüncelerinizi de duymak isterim.
Çok fena merak ettim. Size okurken olanlar acaba bana da olur mu? İnceleme yine her zaman ki gibi dolu dolu kaleminize sağlık.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Her okuyana farklı şeyler olur😄, bana olanların size de olabileceğine dair bir iddaa yok😂. Güzel sözleriniz ve düşünceleriniz için teşekkür ederim ☺️ 🙏. Dolu dolu gerilimli okumalar…
Reklam
Emeğinize sağlık 👌🙏 Özellikle son paragrafta yazdıklarınız önemli. İncelemeyi okurken de bir yandan aynı şeyleri düşünürken, düşündüklerime son paragrafta rastlamış oldum.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim 😊🙏. Evet bu düşüncelerin akıldan geçmemesi mümkün değil!