“Biri pazardan bir hindi almış. Evin bahçesine hindiyi bırakmış. Hindi, bu insanla ilk günü olduğundan bu yabancı varlıktan çok korkmuş ve köşe bucak kaçmış. İnsan ona güzel bir kümes yapmış, taslara yem ve su koymuş. Bir yandan da güleç bir yüzle bir şeyler mırıldanıyormuş. Hindi sindiği köşeden bu yabancı varlığın davranışlarını gözlemliyormuş. Yabancı o ana kadar ona saldırmadıysa da temkini elden bırakmamış. İnsan, işlerini bitirince eve girip gözden kaybolmuş. Ertesi gün, yabancı elinde yem ve su ile bahçeye gelmiş. Hindi o rahat kümesinden fırlayıp yine uzak bir köşeye kaçmış. İnsan yem ve suyu taslara koymuş, hindiye tatlı, iltifat dolu sözler söylüyormuş bu arada, yine güler yüzüyle. Hindide korku, kaygı ve tereddüt biraz azalmaya başlamış. Ertesi gün, insan yine aynı şekilde yem ve su ile gelmiş, hindiye okşayıcı sözler söylemiş. Hindide bu yabancıya karşı yavaş yavaş güven duygusu oluşmaya başlamış. Dördüncü, beşinci gün derken yüzüncü gün olmuş. Hindi, çoktan hükmü koymuş: ‘O şahane varlık, o hasretle bir an önce yanıma gelmesini beklediğim aziz dost, güzel insan nihayet göründü işte. Elinde yine yemim ve suyum var. Artık bende kuşkudan eser kalmadı. Artık yüzde yüz eminim ki insan hindi için bir tehlike arz etmiyor. Yüz günlük gözlemlerim sonucunda elde ettiğim kesin bir bilgi var ki insan hindinin en iyi dostudur.’ Yüz birinci gün gelir. O nadide varlık bahçeye girer, elinde bir bıçak vardır ve hindiyi keser.”
Öncelikle “Siyah Kuğu” olayının nereden geldiğine baktığımızda; Avustralya’nın keşfinden önce bütün kuğuların beyaz olduğuna inanılırdı. Ancak Avustralya’da gözlemlenen bir siyah kuğu, binlerce yıldır doğrulanmış olan bu genel kanıyı çürütmeyi başardı. Bu olayı bir metafor olarak kullanan Taleb, geçmiş veya günümüz verilerinden beslenerek bir şeyin gelecekteki durumundan %100 emin olarak bir öngörüde bulunmamamız gerektiğinin, karşımıza bir gün bir “Siyah Kuğu” çıkabileceğinin ve dolayısıyla beklenmeyen durumların etkilerini de karar süzgecimizden geçirmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Taleb’e göre, bizler “Siyah Kuğu” körlüğüne sahibiz. Yani bildiğimiz şeylere odaklanıp, bilmediklerimizi hesaba katmayı ihmal etmeye meyilliyiz.
Bu durumun bazı sebepleri:
•Görülmüş olanın seçilmiş kısımlarına odaklanıp, buradan görülmemiş olana genelleme yapıyoruz: teyit hatası.
•Kesin örneklere olan Platonik susuzluğumuzu gideren hikayelerle kendimizi kandırıyoruz: anlatı yanıltmacası.
•Siyah Kuğu yokmuş gibi davranıyoruz: insan doğası Siyah Kuğular için programlanmamış.
Her şey gördüklerimizden ibaret değil. Tarih bizden Siyah Kuğuları saklıyor ve bu olayların olasılıklarına ilişkin yanlış bir fikir veriyor: sessiz delilin çarpıtılması.
•“At gözlüğüyle bakıyoruz”: Yani, belirsizliğin iyi tanımlanmış birkaç kaynağına, Siyah Kuğuların çok özgül bir listesine odaklanıyoruz (böylelikle kolayca akla gelmeyen diğerlerini göz ardı etmiş oluyoruz).
Toparlamak gerekirse geriye dönüp baktığımızda hayatımızın birçok noktasında Siyah Kuğularla karşılaştığımızı görebiliriz (yani, bir amaç için uğraşırken olumlu veya olumsuz hiç beklemediğimiz bir durumla karşılaşmak gibi). Dolayısıyla gelecekte de birçok Siyah Kuğu ile karşılaşacağımızı –her ne kadar şu anda ne olduklarını bilmesek dahi — aklımızda tutarak bakış açımızı genişletebilir ve belirsizliklerden çıkabilecek fırsatlara karşı daha proaktif olabiliriz.
Nassim Nicholas Taleb