·632 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Şubat 2026 12:12 Devlet Ana Kemal Tahir'in en bilinen romanı. 1967 yılında çıkan roman 1961 Anayasasının sağladığı özgürlükçü ortamın mahsulü olup sol çevrelerde Osmanlı'nın feodal olup olmadığı tartışmasına farklı bir pencereden bakıyor. Kemal Tahir, Osmanlı'nın toplumsal yapısının Avrupa'dan farklı olduğunu ve Avrupa gibi bir feodaliteye sahip olmadığını düşünüyor. Dolayısıyla Marksist teorinin aksi bir doğrultuya sahip olduğunu düşündüğü Osmanlı'yı kuruluş dönemini mercek altına alarak ele alıyor.
Osmanlı'da dolayısıyla Türklerde toprak devlete aittir. Devlet ise halkın nezdinde adalettir. Devlet aynı zamanda ceberrut bir mekanizmadan ziyade halkı koruyan, kollayan bir yapıdır. Bundan dolayı o, Devlet Ana'dır. Osmanlı'nın kuruluş yıllarındaki atmosfer bir kaostur ancak kaos aynı zamanda doğuşa uygun andır. Bizans'a komşu mevkide bulunan Ertuğrul Gazi ve peşinden gelen Osman Bey, tekfurlarla ve daha da önemlisi gayrimüslim ahaliyle iyi ilişkiler kuruyordur. Görece uzun bir barış dönemi geçiriyorlardı hatta bundan dolayı gazilerin homurtularını romanda sık sık duyuyoruz. Osman Bey ise gazilerin biriken bu enerjisini doğru anda ve koşullarda doğru yöne sevk etmek için çabalar. Bu esnada ise Osman Bey'in geniş bir ittifak kurma çabasında olduğu görülür: Bacıyanı Rumlar, Gaziler, Ahiler ve Hristiyan ahaliden kazanılan insanlar. Düşman ise Batıdan yani bölgeye ve toplumsal yapıya yabancı şövalye Notüs Glaydus'tur.
Kemal Tahir romanın atmosferini güzel oluşturmuş. Kullandığı dil zaman zaman destanvari bir hale giriyor. Bu da okurda gayet hoş bir duygu uyandırıyor. Sık sık deyimlere başvurarak anlatımına zenginlik katıyor. Bununla birlikte bence karakterler biraz yüzeysel kalmış. Bence en azından birkaç ana karakter daha derinlemesine işlenebilirdi. Daha önemlisi ise Kemal Tahir, Osmanlı'nın kuruluşunu yer yer fazla idealize etmiş gibi geliyor. Sanki tarihin o anında bunun gerçekleşmesi bir kaderdi, kesinlikle olacaktı. Halbuki bir hata her şeyi farklı yapabilirdi, ya da birkaç hata diyelim. Uzmanı olmasam da Osmanlı'nın sınıfsız tamamen adil bir düzen içinde olduğunu zannetmiyorum. Devlet her şeye sahip olabilir, Avrupa'daki gibi toprak sahipleri de olmayabilir ve Kemal Tahir'in idealize etmiş olduğu düzende olduğunu bile varsaysak sonraki yüzyıllardaki çözülmeyi nereye koyacağız. Birçok isyan meydana geliyor. Sadece milliyetçilik kaynaklı olanlar değil, Celali İsyanları gibi daha ekonomik temelli isyanlar da meydana geliyor. Coğrafi Keşifler ve sonrasında meydana gelişmeler neticesinde ekonomi temelli dönüşümden nasibini alınca Osmanlı, vergi toplamada iltizam usulüne geçilir ve zamanla bu mültezimler yerel güçler haline gelir. Öyle ki II. Mahmud'la anlaşma yapabilecek düzeye gelirler. Osmanlı'nın temeli sayılabilecek tımar sistemi de bozulmuştur. Kısacası Kemal Tahir'in idealize ettiği ve ideolojik penceresinden bakıldığı gibi kurulmuş olsa da Osmanlı süreç içinde Avrupai gelişim doğrultusuna istemeden de olsa girmiş denilebilir.
Kemal Tahir'in romanda vermek istediği en önemli mesaj dolayısıyla bizler, Avrupa temelli bir toplumsal yapıya ve dönüşüm çizgisine sahip değiliz dolayısıyla Avrupa'ya benzemeye çalışarak ve belki onu örnek alarak gelişemeyiz. Özümüze bakmalı, anlamalı ve buna uygun bir rota belirlemeliyiz. Ama şu da var ki Avrupa'yı da yeniden keşfetmenin ne anlamı var? Özümüzü anlayalım, tamamen kopmayalım ama doğruları yapmışsa Avrupa veya bir başkası bu doğruları da alalım derim. Hem öz öz denilir ancak herkesin özden anladığı da farklı olabiliyor. Öz derken birisi İslamiyet'i anlarken bir başkası ise Orta Asya'yı anlayabiliyor.
Neticede okuması zevkli bir romandı.
Keyifli okumalar