İlk Tutunamayanlar Romanı
9/10
·157 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 23:00
Makar Alekseyeviç Devuşkin, yaşlı, kırılgan, utangaç ve zavallı bir devlet memuru. Varvara Alekseyevna ise genç ve güzel, yoksul, hayata tutunmaya çalışıp da bir türlü yakalayamayan, şanssız ve narin bir kızcağız. Aynı mahallede yaşayan, görünürde birbirinden farklı ama aslında yürekleri aynı yalnızlıkla, aynı garibanlıkla, aynı masumlukla çarpan bu iki insan, birbirlerine yazdıkları mektuplar aracılığıyla yalnızlıklarını hafifletmeye çalışıyorlar. Mektuplarında hayatın gündelik küçük ayrıntıları da var, incinmişliklerinin, yoksulluklarının, hissettikleri değersizliğin ve görülme ihtiyacının en kederlisi de. Bu mektuplarda okuduğum, sadece iki yalnızın birbirine tutunma çabası değil, yoksulluğun ve kimsesizliğin yalnızca insanın hayatını değil iç dünyasını da nasıl altüst ettiğinin en acı anlatımlarından biriydi. Bu adı ve hacmi küçük kitap, insanların görülme ihtiyacının ve birbirine tutunma arzusunun büyük ve adeta hazin bir yardım çığlığı. * Kitabın sonuna doğru, karakterlerin hayatları daha başka ilerleseydi, bazı şeylerin nasıl daha farklı olabileceğine dair düşündüm durdum. Sanırım sonuç yine aynı, değişmiyor; insancıklar olarak birbirimizin cüzdanlarına değil, bizim için atan kalplerine muhtacız. Bu kitap beni çok fazla düşünmeye ve hissetmeye sevk etti; yollarda, köşe başlarında karşıma çıkan kendi hâlinde gariban insanlara artık dönüp daha bir başka bakmaktan kendimi alamıyorum. Bunu 28 yaşımda okuduğumda bana böylesine derin duygular hissettiren bu kitabı, 25 yaşında yazan yazarın neler hissederek onu kaleme aldığını yüreğimde hissediyor ve sadece hüzün duyuyorum. * * * Dostoyevski’nin ilk başarı hikâyesini biliyor musunuz? (…) Dostoyevski ilk romanı İnsancıklar’ı yazıyor ve o zamanlar Grigoriev adında edebiyatçı bir arkadaşıyla yaşıyor. İki ay boyunca arkadaşı masanın üzerinde biriken kâğıtları görmesine rağmen, Dostoyevski romanı ona ancak tamamlandığında veriyor okuması için. Grigoriev romanı okuyor ve çok iyi buluyor, sonra da Dostoyevski’ye sormadan, eseri o zamanlar tanınmış bir eleştirmen olan Nekrasov’a götürüyor. Ertesi gece saat gece üç gibi Dostoyevski’nin kapısı çalınıyor. Grigoriev ve Nekrasov odaya giriyor ve Dostoyevski’yi kucaklayıp öpüyorlar. O zamana kadar onu tanımayan Nekrasov, Dostoyevski’yi “Rusya'nın umudu” olarak nitelendiriyor. Bir-iki saat boyunca çoğunlukla roman üzerine sohbet ediyorlar ve ancak sabaha doğru vedalaşıyorlar. O geceden hep hayatının en önemli gecesi olarak bahseden Dostoyevski, pencereye yaslanıp adamların peşlerinden bakarken kendini tutamayıp ağlamaya başlıyor. Hissettiği şeyi, artık nerede okuduğumu hatırlamıyorum, şöyle tanımlıyor: “Ne muhteşem insanlar! Ne kadar soylu ve asiller! Bense ne kadar kötüyüm! İçimi görebilseler keşke! Söylesem inanmazlar.” Franz Kafka - Milena`ya Mektuplar (sayfa 15)
Edebiyat
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 200776,9bin okunma
·
31 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.