#297717666#297757498
"Ben ne okudum şimdi?" Dedirten bir kitap...
.
Klasik anlamda “olay örgüsü olan” bir roman değildi. Gece,
korkunun nasıl yazıldığını
ve yazının nasıl korkuya dönüştüğünü anlatan bir roman.
.
Roman, isimsiz bir şehirde geçen karanlık bir dönemi anlatır. (1975'te yazılmış, 1985'te basılmış.)
Bu şehirde baskıcı, gözetleyen, kim olduğu tam belli olmayan bir iktidar vardır.
İnsanlar izlenir, fişlenir, susturulur.
Korku görünmez bir ağ gibi yayılmıştır.
Ama roman bunu dışarıdan anlatmaz.
Metin boyunca:
Bir “yazar” yazmaya çalışır ama sürekli kendini sansürler.
Gözetleyen bir bilinç hissedilir.
Kurban ile zalim arasındaki sınırlar bulanıklaşır.
Anlatıcı sesleri birbirine karışır.
Gece ilerledikçe şunu fark ederiz:
Asıl karanlık dışarıdaki iktidar değil,
insanın içine yerleşen korkudur.
Romanın sonuna doğru:
Yazı ile gerçeklik iç içe geçer.
Anlatıcı kimliğini kaybeder.
Metin kendi kendini sorgular.
Ve net bir çözüm sunmaz. Çünkü mesele çözmek değil,
karanlığın nasıl üretildiğini göstermektir.
.
Bu roman:
Totaliter sistemlerin alegorisi olarak okunabilir.
12 Eylül dönemi çağrışımları taşır.
Ama aynı zamanda insanın içindeki gölgeyi anlatır.
“Gece” sadece politik bir metafor değil; aynı zamanda bilinç karanlığıdır.
.
Anlaşılmıyor ama adeta hissediliyor, öyle bir eserdi. Zordu ama iyi ki okudum.