Tek kelime ile anlatacak olsam yalnızlık derdim. Kitaotaki her karakter çok yalnız. Şöyle anlatayım..
Fareler ve İnsanlar, dışarıdan bakıldığında iki mevsimlik işçinin hikâyesini anlatıyor gibi duruyor. Ama metnin içinde insanın yalnızlığı, umut ihtiyacı ve hayata tutunma çabası sürekli kendini gösteriyor. John Steinbeck, basit bir olay örgüsü kuruyor fakat okuru derin bir sorgulamanın içine bırakıyor.
George ve Lennie küçük bir toprak parçasının hayalini kuruyor. Bu hayal sadece bir çiftlik değil, ait olma isteğini temsil ediyor. Çünkü romandaki herkes yalnızlıkla mücadele ediyor. Aynı yerde çalışıyorlar, aynı yerde uyuyorlar ama kimse gerçekten birbirine yakın değil. İnsan kalabalığın içinde bile yalnız kalabiliyor.
Lennie’nin varlığı masumiyet ile güç arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor. O kimseye zarar vermek istemiyor ama sonuçlar niyetten bağımsız ilerliyor. Roman burada sessiz bir soru soruyor: İnsan, yapmak istediğiyle mi ölçülüyor, yoksa ortaya çıkan sonuçla mı? Hayat bazen iyi niyeti ödüllendirmiyor.
George’un verdiği karar dostluk kavramını yeniden düşündürüyor. Sevgi her zaman korumak mı demek, yoksa bazen acıyı sonlandırmak mı? Roman kesin cevaplar vermiyor. Okur, doğru ile yanlış arasındaki o dar ve belirsiz çizgide kalıyor.
Hayal kavramı metnin merkezinde duruyor. Küçük çiftlik düşü karakterleri ayakta tutuyor. İnsan bazen gerçekleşmeyeceğini bilse bile hayal kurmaya devam ediyor. Çünkü umut, gerçeğin sertliğine karşı tek sığınak oluyor. Ama aynı zamanda en kırılgan şey de o.
Sonuç olarak Fareler ve İnsanlar kısa bir roman olmasına rağmen ağır bir etki bırakıyor. Büyük cümleler kurmuyor, büyük fikirleri bağırmıyor ama insanın içini yavaş yavaş sıkıştırıyor. Yaşamak ile insan kalmak arasındaki gerilimi şu anda, tam karşımızda tutuyor ve bizi bu soruyla baş başa bırakıyor.